Şükrü Portakal YAZAR
YOLCU
Şükrü Portakal
2026-09-06
Dünya senin vatanın mı,
yurdun mu?
Bazen
bir türkü, bir türkünün çok ötesindedir.
Bir
sazın telinden dökülen birkaç kelime, insana yıllarca anlatılamayanı anlatır.
Neşet Ertaş’ın “Yolcu”su da böyledir.
Bozkırın
Tezenesi, insanı önce kendisiyle yüzleştirir.
Çünkü hepimiz yolcuyuz.
Dünyaya
geliriz; makam isteriz, para isteriz, güç isteriz, itibar isteriz. Bir şeylere
sahip oldukça kendimizi dünyanın sahibi sanırız.
Oysa
hayat, insana sahip olduklarının değil, emanet
aldıklarının hesabını sorar.
Neşet
Ertaş’ın asıl meselesi de burada başlar.
İnsan,
dünyaya gönül verirken dünyayı kendisine yurt mu sanmıştır?
Bugün
siyasetten ticarete, bürokrasiden sosyal hayata kadar etrafımıza baktığımızda
aynı soruyu sormamız gerekiyor.
Makam
sahibi olmak başka, makamın hakkını vermek başkadır.
Güç
sahibi olmak başka, gücü adaletle kullanmak başkadır.
Zengin
olmak başka, gönlü zengin olmak bambaşkadır.
Çünkü
insanın gerçek değeri, sahip olduklarıyla değil; ardında bıraktıklarıyla
ölçülür.
Neşet
Ertaş’ın büyüklüğü de burada.
O,
bozkırın içinden çıkıp bütün Türkiye’ye seslenirken insanın özünü kaybetmemesi
gerektiğini söyledi. Kırşehir’den yükselen saz sesi, aslında hepimizin ortak
vicdanına dokundu.
Bugün
bize düşen de o sesi duymaktır.
Çünkü
çağımızın en büyük hastalıklarından biri, geçici olanı kalıcı sanmak.
Dün
makamda olan bugün yok.
Dün
alkışlanan bugün unutuluyor.
Dün
herkesin peşinden koştuğu isimler, zaman geçince birer hatıraya dönüşüyor.
Ama
insanın yaptığı iyilik kalıyor.
Adalet
için verdiği mücadele kalıyor.
Yetimin
başını okşaması kalıyor.
Milletine,
memleketine ve devletine kattığı değer kalıyor.
İşte
bu yüzden “Yolcu”, sadece ölümü hatırlatan bir türkü değildir.
Hayatı
nasıl yaşamamız gerektiğini hatırlatan bir aynadır.
Bize
“Nereye gidiyorsun?” diye sorar.
“Bu
dünyadan geçerken kimi kırdın, kime omuz verdin, kimin hakkını korudun?” diye
sorar.
Ve
belki de en zor soruyu en sona bırakır:
Bu
dünya senin vatanın mı, yurdun mu?
İşte
burada mesele değişir.
Vatan,
üzerinde yaşadığımız toprak değildir yalnızca.
Vatan;
uğruna sorumluluk taşıdığımız yerdir.
Yurt;
kendimizi ait hissettiğimiz kadar, başkasının hakkını da koruduğumuz yerdir.
Türkiye
bizim vatanımızdır.
Ama
bu vatanda yaşamak, sadece nimetlerinden faydalanmak değildir.
Bu
ülkeye karşı borcumuz vardır.
Devlete
karşı sorumluluğumuz vardır.
Millete
karşı sorumluluğumuz vardır.
Gelecek
nesillere karşı sorumluluğumuz vardır.
Ve
gün gelir…
Hepimizin
yolculuğu biter.
Geride
ne bıraktığımız sorulur.
Ne
kadar kazandığımız değil…
Nasıl
kazandığımız.
Ne
kadar yükseldiğimiz değil…
Kimi
ezmeden yükseldiğimiz.
Ne
kadar konuştuğumuz değil…
Sözümüzün
arkasında durup durmadığımız.
Belki
de Neşet Ertaş’ın bize bıraktığı en büyük miras budur:
İnsan,
dünyaya sahip olmaya değil; insan
olmaya gelmiştir.
Saz
sustu.
Ozan
göçtü.
Ama
söz kaldı.
Ve
bugün o söz, Türkiye’nin üzerine yeniden düşüyor:
Hepimiz
yolcuyuz.
Öyleyse
yolun sonunda mahcup olmayacağımız bir hayat yaşayalım.
Çünkü
makamlar geçer…
Servet
geçer…
Şöhret
geçer…
İnsan
gider.
Geride
sadece bıraktığı iz kalır.
Ve insanın
asıl yurdu da belki tam orasıdır:
İnsanların gönlünde
bıraktığı yer.
Bir anadan
dünyaya gelen yolcu
Görünce dünyaya gönül verdin mi
Kimi böyük, kimi
böcek, kimi kul
Marak edip heçbirini sordun mu
ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi
YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
YORUM YAP