Şükrü Portakal YAZAR
YENİ DÜNYA DÜZENİ
Şükrü Portakal
2026-07-01
Ve Türk Milliyetçiliği
İnsanlık, tarihin en keskin virajlarından birinden geçiyor. Adına "Yeni Dünya Düzeni" denilen,
sınırların dijitalleştiği, ulus-devlet yapılarının küresel sermaye ve yapay
zekâ dalgalarıyla test edildiği, gücün ve bilginin yeniden tanımlandığı bir
çağdayız. Bu fırtınalı çağda akıllara gelen en hayati soru şu: Kökleri binlerce
yıla uzanan Türk milliyetçiliği, bu yeni düzende kendine nasıl bir yarın inşa
edecek?
Türk milliyetçiliği, hiçbir zaman
sadece kuru bir etnik iddiadan ibaret olmamıştır. Onun gücü; adalet, hürriyet
ve ahlak üzerine kurulu iki büyük sütundan gelir: Türk töresi ve İslam’ın
evrensel ilkeleri. Yarının dünyasında ayakta kalmanın yolu da bu iki kaynağın
rehberliğinde köklere sadık kalarak yenilenmekten geçiyor.
Devletin ve Milletin Bekası: Adalet
ve İstişare
Yeni dünya düzeni, adalet
terazisinin sarsıldığı, güçlünün zayıfı ezdiği bir kaos ortamını besliyor.
Oysa Türk milliyetçiliğinin
yarınlara taşıyacağı en büyük vaat, törenin ve inancımızın özünde yer alan
adalet ülküsüdür.
Oğuz Kağan’dan Bilge
Kağan’a uzanan Türk töresi net bir manifesto sunar: "İl (devlet) gider, töre kalır." Çünkü töre adalettir,
düzendir, hürriyettir. Devlet, ancak adaletle yaşar. Nitekim Yüce Kitabımız
Kur'an-ı Kerim de bu varoluşsal şartı mutlak bir emirle taçlandırır:
"Şüphesiz Allah, adaleti,
iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder..." (Nahl Suresi, 90. Ayet)
Yarının Türk milliyetçiliği; hukukun üstünlüğünü, liyakati ve adaleti sadece kendi
milleti için değil, tüm insanlık için savunan bir bayrak olmak zorundadır. Törenin bir diğer esası olan küretay
(kurultay) geleneği, yani ortak akıl ve istişare kültürü, Şûrâ Suresi 38.
ayetteki "...Onların işleri,
aralarındaki istişare (danışma) iledir..." ilkesiyle birleştiğinde,
bugünün dünyasının düştüğü "tek adamlaşma" ve "bencillik"
krizine en net panzehirdir.
Göğe Bakmak, Çağı Yakalamak;
Türk milliyetçiliğinin
yarınları, nostaljik bir geçmiş özlemine hapsedilemez. Orhun Abidelerinde Bilge
Kağan’ın "Üstte mavi gök
çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, senin ilini ve töreni kim
bozabilir?" haykırışı, pasif bir kabulleniş değil; göğe, yani ufka ve
geleceğe bakma emridir.
Bugün "üstteki mavi gök"
uzay teknolojileridir, siber savunmadır, kuantum bilgisayarlardır, yazılımdır.
Yarının milliyetçiliği, elinde kılıçla sınır bekleyen değil, klavye başında
vatan müdafaası yapan, laboratuvarda insanlığa şifa arayan bir neslin omzunda
yükselecektir. İslam da milliyetçiyi harekete, ilme ve üretime teşvik eder:
"İnsan için ancak çalıştığının
karşılığı vardır." (Necm Suresi, 39. Ayet)
Yeni dünya düzeninin
dijital kölelik sistemine karşı Türk dünyası; teknolojiyi tüketen değil, üreten
bir güç olmak zorundadır. TDT (Türk Devletleri Teşkilatı) gibi yapılarla
somutlaşan Türk birliği ideali, sadece siyasi bir ortaklık değil; ekonomik,
bilimsel ve teknolojik bir şahlanışın adı olmalıdır.
Sonuç: Yarının Sınavı
Yeni dünya düzeni,
millilikleri yok etmek isteyen küresel bir değirmendir. Bu değirmende un ufak
olmamanın yolu ne dünyadan tamamen kopmak ne de ona bütünüyle teslim olmaktır.
Türk milliyetçiliğinin yarınları;
törenin o çelikten disiplini ve ahlakı ile Kur’an’ın aydınlatıcı, adil ve
akılcı ilkelerini harmanlayabilenlerin olacaktır. Bizler, geçmişin bekçisi
değil, geleceğin mimarıyız. Eğer adaleti rehber edinir, bilime sarılır ve
birliğimizi korursak; bu yeni düzende Türk milleti sadece bir aktör değil,
insanlığın vicdanı ve oyun kurucusu olacaktır.
ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi
YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
YORUM YAP