Şerife TEKMEN TÜRK - Eğitimci/Yazar YAZAR
TÜRK EDEBİYATINDA EYLÜL
Şerife TEKMEN TÜRK - Eğitimci/Yazar
2026-09-16
Bazı mevsimler mekânlarla anılır; eylül ise
doğrudan zamanın kendisidir. Gökyüzünün o kurşunî renginde, akşamüstleri
ansızın serinleyen rüzgârda hep aynı fısıltı gizlidir: “Her şey geçer.”
Belki de bu yüzden eylül, yalnızca takvimde
yer alan bir ay değildir. O, geçen zamanın insan ruhunda bıraktığı izdir. Biten
bir yazın ardından tutulan zarif ve ince bir yas; ne bütünüyle ayrılık ne de
yeni bir başlangıçtır. İkisinin arasında, kapısı yarı açık bir bekleyiştir.
Eylül geldiğinde tabiatın sesi azalır.
Günler kısalır, güneş daha erken çekilir gökyüzünden. Ağaçlar renk
değiştirirken insanın iç dünyasında da sessiz bir dönüşüm başlar. Yaz boyunca
ertelenen düşünceler, kalabalıkların arasına saklanan kırgınlıklar ve
unutulduğu sanılan hatıralar birer birer gün yüzüne çıkar. Odalara uzanan
gölgeler, çekmecelerde kalmış eski fotoğraflar, sokaklardaki tenha hüzün sanki
eylülün fırçasından çıkmıştır.
Türk edebiyatında eylülün böylesine güçlü
bir imgeye dönüşmesi tesadüf değildir. Çünkü bizim şiirimizde tabiat hiçbir
zaman yalnızca dışarıda yaşanan bir değişim olarak görülmez. Sararan yaprak
insanın yorgunluğunu, uzaklaşan kuşlar ayrılığı, erken çöken akşam ise ömrün
kısalan günlerini anlatır. Şair, tabiata bakarken aslında kendi kalbine bakar.
Divan şiirinde eylülün karşılığı çoğunlukla
“hazan”dır. Hazan; baharın, gençliğin ve güzelliğin geçiciliğini hatırlatır.
Bâkî’nin şiirlerinde sararıp solan tabiat, dünyanın faniliğinin aynasına
dönüşür. Bir zamanlar yeşeren bağların, açan çiçeklerin ve coşkuyla akan
suların sessizliğe bürünmesi; insanın da bir gün kendi baharından
uzaklaşacağının habercisidir. Böylece sonbahar, yalnızca bir mevsimin değil,
ömrün de hikâyesini anlatır.
Servetifünun edebiyatında ise eylül,
melankolinin en zarif hâllerinden birini kazanır. Tevfik Fikret’in puslu
manzaralarında tabiat, insan ruhunun karamsarlığını taşır. Yağmur, sis, solgun
gökyüzü ve sessizlik; dış dünyanın unsurları olmaktan çıkarak şairin iç
sıkıntısına dönüşür. Mehmet Rauf’un Eylül romanında da mevsim, yaşanan yasak ve
imkânsız aşkın sessiz tanığıdır. Orada eylül, yaklaşan sonun önceden duyulan
hüznüdür. Henüz hiçbir şey bütünüyle bitmemiştir; fakat artık hiçbir şey eskisi
gibi de olmayacaktır.
Cumhuriyet dönemi şiirinde eylül daha
bireysel ve daha varoluşsal bir anlam kazanır. Yahya Kemal’in Eylül Sonu
şiirinde kısalan günler, yalnızca mevsimin değil, ömrün de sonbaharını haber
verir. Kanlıca’nın ihtiyarları geçen sonbaharları hatırlarken aslında insanın
kendi geçmişine dönüp bakışını temsil eder. Zaman ilerledikçe insanın önündeki
yollardan çok, ardında bıraktığı izler çoğalır.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dünyasında zaman,
düz bir çizgide ilerlemez. Geçmiş, bugünün içinde yaşamaya devam eder; bir
koku, bir ses veya sonbahar ışığı insanı yıllar öncesine götürebilir. Bu
nedenle eylül, Tanpınar’ın edebî ikliminde bir hatırlama kapısı gibidir. İnsan
o kapıdan geçtiğinde yalnızca eski günlerini değil, o günlerdeki hâlini de
görür.
Attilâ İlhan’da ise eylül; yağmurlu
kentlerin, yarım kalmış aşkların ve dönüşü olmayan ayrılıkların mevsimidir.
Kalabalık caddelerde yürüyen insanın yalnızlığı, bir tren garında bekleyen
vedalar, ıslak kaldırımlara düşen sarı ışıklar… Eylül, modern insanın içindeki
çıkmazı görünür kılar. Çünkü kimi ayrılıklar bir anda gerçekleşmez; önce
havalar serinler, sonra sesler uzaklaşır, en sonunda iki insanın arasına uzun
bir mevsim girer.
Eylülün edebiyatımızdaki asıl gücü de
burada saklıdır: Bize kaybetmeyi anlatırken sahip olduklarımızın değerini
hatırlatır. Solan her yaprak, açmış olmanın; biten her yaz, yaşanmış olmanın
işaretidir. Bu nedenle eylül yalnızca hüzün değildir. Aynı zamanda
kabulleniştir, olgunlaşmadır, insanın kendisiyle yaptığı sessiz bir
muhasebedir.
Belki de eylül bize acı vermek için değil,
elimizdeki anın ne kadar kırılgan ve kıymetli olduğunu göstermek için kalbimize
dokunur. Her şeyin geçeceğini söylerken, hiçbir anın değersiz olmadığını da
fısıldar. Sevdiklerimize daha sıkı sarılmamızı, ertelenmiş sözleri söylememizi,
geçip giden zamana biraz daha dikkatle bakmamızı ister.
Çünkü bazı mevsimler gelir ve geçer; eylül
ise geçerken insanda kalır.
ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi
YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
YORUM YAP