avatar

Şükrü Portakal YAZAR

AL SANA STATÜ!

Şükrü Portakal

2026-09-17

BEBEK KATİLİ!

Türkiye günlerdir bir iddiayı konuşuyor:

“Abdullah Öcalan statü istiyor.”

Hatta bununla birlikte “ev hapsi” gibi seçeneklerin konuşulduğu ileri sürülüyor.

İnsan ister istemez soruyor:

Statü mü?

Peki…

Bu ülkenin hafızasında ne var?

Biraz geriye gidelim.

Fırat Yılmaz Çakıroğlu…

Ege Üniversitesi’nde tarih okuyan gencecik bir öğrenci.

26 yaşındaydı.

20 Şubat 2015’te üniversite kampüsünde çıkan olaylarda hayatını kaybetti. Davada sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis kararları verildi.

Fırat’ın adı sadece bir öğrencinin adı değildir.

Bir annenin oğludur.

Bir babanın evladıdır.

Bir milletin hafızasıdır.

Sonra Neşe Alten

Bir öğretmen.

Bir ideal.

Bir Anadolu çocuğuna ışık olmak için gittiği topraklarda hayatını kaybeden genç bir Cumhuriyet öğretmeni.

Sonra Şenay Aybüke Yalçın…

Daha hayatının baharında bir öğretmen.

Öğrencilerine ders anlatmak, çocukların hayatına dokunmak için gitti.

Onun da adı artık Türkiye’nin şehitler hafızasında.

Ve…

Eren Bülbül.

Henüz bıyığı bile terlememişti.

Daha çocuktu.

Ama o gün gösterdiği cesaret, yaşından büyüktü.

Bir milletin evladı olarak toprağa düştü.

Şimdi soruyorum:

Bütün bunların karşısına “statü” kelimesini nasıl koyacağız?

Bir tarafta…

Ömrünün baharında toprağa düşen Fırat.

Öğrencilerine veda edemeden aramızdan ayrılan Neşe Alten.

Çocuklarına kavuşamadan şehit olan Aybüke öğretmen.

Daha hayatı yeni başlayan Eren Bülbül.

Ve daha niceleri…

Diğer tarafta?

“Statü.”

Olmaz!

Türkiye terörsüz bir gelecek istiyor.

Silahların susmasını istiyor.

Evlatlarımızın artık dağlarda, hendeklerde, pusularda ölmemesini istiyor.

Buna kimsenin itirazı olamaz.

Ama barış istemek başka, hafızayı silmek başkadır.

Terörün bitmesini istemek başka,

Terörün geçmişini unutturmak başkadır.

Türkiye geleceğe bakabilir.

Ama geçmişine sırtını dönemez.

Çünkü o geçmişte…

Fırat var.

Neşe var.

Aybüke var.

Eren var.

Ve daha adını sayamadığımız binlerce vatan evladı var.

Onların aileleri var.

Onların yarım kalan hayalleri var.

Onların boş kalan sandalyeleri var.

Onların hiç dinmeyen acıları var.

Şimdi biri çıkıp,

“Statü” diyorsa…

Ben de sorarım:

Kimin adına?

Hangi bedelin üzerine?

Kimin gözyaşının üstüne?

Ve eğer “statü” denilen şey geçmişi unutturacak, terörü sıradanlaştıracak, şehitlerin hatırasını değersizleştirecek bir anlam taşıyacaksa…

Al sana statü!

Türkiye’nin hafızasındaki en ağır sıfatlardan biri:

BEBEK KATİLİ!

Bu sıfat bir makam değildir.

Bir koltuk değildir.

Bir anayasal statü değildir.

Bir ödül değildir.

Bu milletin acısının hafızaya kazıdığı bir sözdür.

Türkiye terörsüz Türkiye olsun.

Ama Türkiye hafızasız Türkiye olmasın.

Çünkü devlet aklı geleceği kurar…

Ama şehitlerini unutarak gelecek kurulmaz.

Ve bazı isimler vardır ki…

Onları unutturmak için ne kadar konuşursanız konuşun, milletin hafızasından silemezsiniz.

Fırat.

Neşe.

Aybüke.

Eren.

Onlar bizim hafızamızdır.

Şimdi tekrar soruyorum:

STATÜ MÜ İSTİYOR?

Al sana statü!

Bu milletin hafızasında şehitlerin kanıyla yazılmış bir gerçek var:

UNUTMADIK. UNUTMAYACAĞIZ.


ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi

Şükrü Portakal

Şükrü Portakal YAZAR