avatar

Şerife TEKMEN TÜRK - Eğitimci/Yazar YAZAR

İNSAN ÖNCE KENDİNİ BULMALI

Şerife TEKMEN TÜRK - Eğitimci/Yazar

2026-09-09

İnsan herkesten kaçabilir de kendinden kaçabilir mi?

Bazen öyle bir noktaya geliriz ki ne bir tatil dinlendirir bizi ne uzun bir uyku ne de “Boş ver, geçer” diyen teselli cümleleri… Çünkü yorgun olan bedenimiz değil, içimizdir. Üstelik bu yorgunluğun çoğu zaman belirgin bir adı da yoktur. Hayat dışarıdan bakıldığında olağan akışında devam ederken, insan kendi içinde sessizce tükenebilir.

Gülümsersiniz ama mutlu değilsinizdir. Kalabalıkların içindesinizdir ama yalnız hissedersiniz. Herkes için bir şeyler yaparken kendiniz için ne istediğinizi unutmuşsunuzdur. Günler birbirini takip eder; sorumluluklar yerine getirilir, hayat devam eder ama içinizde bir yer sürekli aynı soruyu sorar:

“Peki, bütün bunların içinde ben neredeyim?”

Belki de insanın kendisine sorması gereken en önemli sorulardan biri budur.

Çünkü insan bazen hayatın ağırlığından değil, kendinden uzaklaştığı için yorulur.

Günlük telaşlar, sorumluluklar, yetişmesi gereken işler, başkalarının beklentileri, söylenenler ve söylenemeyenler… Zamanla bütün bunlar zihnimizde görünmez bir yük oluşturur. Bir süre sonra insan, kendi hayatını yaşarken bile kendisine yabancılaşabilir. Ne istediğini değil, ne yapması gerektiğini düşünür. Ne hissettiğini değil, nasıl görünmesi gerektiğini önemser. Ve farkına varmadan kendi sesini, dış dünyanın gürültüsü içinde kaybeder.

Belki de psikolojik baskının ve stresin en ağır tarafı budur: İnsanın kendisinden uzaklaşması.

Bu yüzden bazen dinlenmek yetmez. Birkaç gün uzaklaşmak, tatile çıkmak, telefonu kapatmak ya da kalabalıklardan kaçmak geçici bir rahatlama sağlar; ama insan nereye giderse gitsin kendisini de yanında götürür. Asıl ihtiyaç, kaçmak değil, dönmektir.

Kendine dönmek…

Peki insan kendini nasıl bulur?

Belki önce biraz yalnız kalarak. Ama yalnızlık dediğimiz şey kimsesizlik değildir. Aksine insanın kendi sesini yeniden duyabilmesi için açtığı sessiz bir alandır. Bazen bir odada, bazen deniz kıyısında, bazen uzun bir yürüyüşte… Başkalarının sesleri sustuğunda içimizden yükselen cümleleri duymaya başlarız.

Kendini keşfetmenin bir başka yolu da alışılmış olanın dışına çıkmaktır. Çünkü insan çoğu zaman kim olduğunu, yapabildiklerinden çok yapamayacağını sandığı şeyleri denediğinde öğrenir. Yeni bir uğraş, yeni insanlar, yeni bir yol, hatta küçük bir cesaret bile insanın kendisi hakkında yıllardır taşıdığı bazı yargıları değiştirebilir. Sınırlarımızın bir kısmının gerçekten bize ait olmadığını, bize zaman içinde öğretildiğini ancak onları aşmaya çalıştığımızda fark ederiz.

Bir de ne istemediğimizi bilmek vardır.

Hayatta ne istediğimizi her zaman açıkça bilemeyebiliriz. Fakat bizi neyin tükettiğini, hangi ilişkilerin ağır geldiğini, hangi ortamların ruhumuzu daralttığını, hangi davranışlara artık tahammül etmek istemediğimizi fark etmek de önemli bir başlangıçtır. Çünkü insan bazen yolunu, gideceği yeri bularak değil, artık gitmek istemediği yolları terk ederek bulur.

Belki de en zoru, herkesi memnun etme çabasından vazgeçmektir.

Sevilmek, kabul görmek, takdir edilmek isteriz. Bu çok insani bir ihtiyaçtır. Fakat başkalarının beklentileri hayatımızın pusulasına dönüştüğünde, kendi yönümüzü kaybetmeye başlarız. Sürekli “Onlar ne der?” diye yaşayan biri, bir süre sonra “Ben ne istiyorum?” sorusunun cevabını unutabilir.

Oysa insanın kendi hayatında biraz da kendisinden yana olması gerekir.

Bazen yazmak iyi gelir. Bir defterin karşısına geçip kimseye göstermeyeceğinizi bildiğiniz cümleleri yazmak… Kırgınlıkları, korkuları, özlemleri, hatta kendimize bile itiraf etmekten kaçındığımız gerçekleri… Çünkü insan yazarken yalnızca kelimeleri değil, kendisini de karşısına alır. Ve bazen yıllardır aradığı cevabı, kendi kurduğu bir cümlenin içinde bulur.

Kendini bulmak bir sabah uyanıp “Artık kim olduğumu biliyorum.” demek değildir. Belki ömür boyu devam eden bir tanışmadır insanın kendisiyle.

Yaş aldıkça değişiriz. Sevdiklerimiz, vazgeçtiklerimiz, hayallerimiz, korkularımız değişir. Dün bize iyi gelen bugün yetmeyebilir. Dün uğruna mücadele ettiğimiz bir şey bugün anlamını kaybedebilir. Bu bir tutarsızlık değil; hayatın bizi dönüştürmesidir.

Bu nedenle zaman zaman durup kendimize sormamız gerekir:

Ben gerçekten nasıl bir hayatın içinde olmak istiyorum?

 Neler beni yoruyor?

 Nelerin yanında kendimi tamamlanmış hissediyorum?

 Ve en önemlisi, yaşadığım hayat gerçekten benim seçimlerimi mi taşıyor, yoksa başkalarının benden beklediklerini mi?

Belki bütün cevapları hemen bulamayacağız.

Ama insanın kendine sorduğu doğru bir soru bile bazen yıllardır taşıdığı bir yükten daha güçlüdür.

Çünkü huzur, her şeyin yolunda olması değildir. Bazen huzur, hayat bütün karmaşasıyla devam ederken insanın kendi içinde kaybolmamasıdır.

Dış dünyanın sesini tamamen susturamayız. İnsanlar konuşacak, hayat yoracak, sorumluluklar devam edecek. Fakat bütün o seslerin arasında kendimize ait olanı ayırt etmeyi öğrenebiliriz.

Ve belki bir gün şunu fark ederiz:

İnsan bazen yeni bir hayat aramaz.

 Yalnızca o hayatın içinde kaybettiği kendisini arar.

ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi

Şerife TEKMEN TÜRK - Eğitimci/Yazar

Şerife TEKMEN TÜRK - Eğitimci/Yazar YAZAR