avatar

Şükrü Portakal YAZAR

DIRAL DEDENİN DÜDÜĞÜ

Şükrü Portakal

2026-07-05

"Dini yalanlayanı gördün mü? İşte o, yetimi itip kakar; yoksulu doyurmaya teşvik etmez..."

(Maun Suresi, 1-3)

Büyük sanatçılar, yaşadıkları çağın ötesine seslenir. Onlar bazen bir türküyle, bazen bir şiirle, bazen de herkesin diline dolanan bir şarkıyla toplumun aynasını tutarlar. Barış Manço da işte böyle bir sanatçıydı.

Bazı eserler vardır, yazıldığı dönemi anlatmaz sadece… Geçmişi bugüne, bugünü yarına taşır. Aradan yıllar geçse de eskimez. Çünkü anlattığı insan, anlattığı vicdan ve anlattığı hakikat değişmez. İşte Dıral Dedenin Düdüğü de benim nazarımda böylesine derin anlamlar taşıyan eserlerden birisidir.

"Dıral Dedenin Düdüğü" ilk dinleyişte mizahi bir eser gibi görünse de derinlemesine düşünüldüğünde insanı sorgulamaya davet eden sembollerle örülmüş bir anlatıdır. Ben bu eseri dinlediğimde, Kur'an-ı Kerim'deki Maun Suresi'nin ahlaki uyarılarını hatırlıyorum. Bu, şarkının tek veya kesin anlamı değildir; ancak eserin düşündürdüğü yorumlardan biridir.

Maun suresi, İnsanı sadece namazıyla değil, vicdanıyla da ölçer.

Dini yalanlayanları gördün mü?

İşte o, yetimi itip kakar, yoksulu doyurmaya teşvik etmez.

Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarında gafildirler. Gösteriş yaparlar ve en küçük yardımı bile esirgerler.

Maun Suresi, ibadeti gösterişe dönüştürenleri, yetimin hakkını gözetmeyenleri, yoksulu görmezden gelenleri ve en küçük yardımı bile esirgeyenleri eleştirir. Demek ki Allah katında sadece sözler değil, insanın ahlakı ve davranışları da önemlidir.

Demek ki Allah’ın razı olduğu kul olmak, sadece ibadetle değil, adaletli olmakla, merhamet göstermekle, paylaşmakla ve kul hakkını gözetmekle mümkündür.

İşte tam bu noktada da Türk töresi de aynı hakikati farklı bir dille anlatır. Devlet, adaletle yaşar; millet, vicdanla ayakta kalır. Aç komşusu varken tok yatan, mazlumun feryadını duymayan, kul hakkını önemsemeyen bir toplum, ne kadar zengin olursa olsun huzuru bulamaz.

Bugün etrafımıza baktığımızda milyonlarca emeklinin geçim sıkıntısı çektiğini, asgari ücretlinin ay sonunu getirmekte zorlandığını, işçinin alın terinin karşılığını aradığını, küçük esnafın ayakta kalma mücadelesi verdiğini görüyoruz. Maun Suresi bize tam da bu noktada sesleniyor: Sadece ibadet etmek yetmez; adalet, merhamet ve paylaşma duygusu da hayatın merkezinde olmalıdır.

Bu tablo karşında MAUN suresi bize yeniden sesleniyor; Sadece konuşmak yetmez, Sadece eleştirmek yetmez,

Yetimin hakkını koruyan, yoksulu gözeten, kul hakkını esas alan bir düzen kurmak gerekir.

Hz. Ömer'e atfedilen şu söz de yöneticilere büyük bir sorumluluk yükler: "Fırat'ın kenarında bir kuzu kaybolsa, hesabı Ömer'den sorulur." Bu anlayış, devlet yönetiminin özünde milletin emanetini koruma bilincinin bulunduğunu gösterir. İşte Devlet anlayışı budur.

Bugün ihtiyacımız olan şey, birbirimize daha yüksek sesle bağırmak değil; birbirimizin derdini daha iyi duymaktır. Çünkü düdüğün sesi bir gün susar. Fakat yetimin duası da mazlumun ahı da adaletin sesi de asla susmaz.

Barış Manço'nun bıraktığı eserler bize düşünmeyi öğretiyor, sorgulamayı öğretiyor.

Maun Suresi ise düşünmekle yetinmeyip harekete geçmeyi emrediyor. Eğer bu iki mesajı birlikte okuyabilirsek hem vicdanımızı hem de geleceğimizi güçlendirebiliriz.

Çünkü bu çağın bir düdüğü vardır; kimi makamın düdüğünü çalar, kimi menfaatin, kimi korkunun, kimi ise alkışın. Fakat Hakikatin sesi hiçbir zaman düdükten çıkmaz. Hakikatin sesi vicdandan, Türk Milletinin vicdanından yükselir.

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı daha çok slogan değil; daha çok adalet, daha çok ayrışma değil; daha çok kardeşlik daha çok gösteriş değil; daha çok samimiyettir.

Maun suresinin çağrısında, Türk Töresinin öğüdü de aynı kapıya çıkar;

Güçlü olan, güçsüzü koruyacak. (Türk Devleti, Güçlüdür)

Zengin olan paylaşacak. (Türk Devleti, Zengindir)

Yönetici adaletle hükmedecek (Devletin dini Adalettir) Millet birbirinin derdi ile dertlenecek.

İşte o zaman ne yetimin gözünde yaş kalır ne de emeklinin, çalışanın, memurun, köylünün gönlünde kırgınlık…

Çünkü gerçek medeniyet; gösterişte değil, adalette... Makamda değil, emanete sadakatte... Sözde değil, insanı yaşatacak ameldedir.

İşte o zaman, hiçbir "düdük" hakikatin sesini bastıramaz.

Çünkü tarih göstermiştir ki; düdüklerin sesi bir gün susar. Adaletin, merhametin ve hakkın sesi ise çağları aşarak yaşamaya devam eder.
Asıl mesele de budur.

ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi

Şükrü Portakal YAZAR