Şükrü Portakal YAZAR
DEVLET ELİNİ UZATTI, TRİBÜNLER NEDEN GERİLİYOR?
Şükrü Portakal
2026-09-03
Türkiye'nin önünde tarihi bir fırsat
var.
MHP Genel Başkanı Dr. Devlet
Bahçeli'nin ortaya koyduğu siyasi irade ile başlayan, devletin kararlılığıyla
yürütülen Terörsüz Türkiye süreci, yalnızca silahların susmasından
ibaret değildir.
Bu süreç, Türkiye'nin içerideki fay
hatlarını kapatma iradesidir.
Türk'üyle, Kürt'üyle, Laz'ıyla,
Çerkez'iyle bütün vatandaşların aynı devletin, aynı bayrağın ve aynı geleceğin
parçası olduğunun yeniden ve güçlü biçimde ortaya konulmasıdır.
Devlet elini uzatmıştır.
Peki bazıları neden hâlâ gerilimin
peşindedir?
İşte asıl sorulması gereken soru
budur.
31 Ağustos gecesi Diyarbakır'da
oynanan Diyarbakır Temsilcisi ile Trabzonspor karşılaş-ması, futbol maçından
çok daha büyük bir anlam taşıyordu.
Çünkü Türkiye'nin yeni döneminde
Diyarbakır ile Trabzon'un aynı sahada buluşması, aslında iki şehrin değil, Türkiye'nin
farklı renklerinin aynı zeminde buluşması açısından sembolik bir önem
taşıyordu.
Devlet bunu görüyordu.
Nitekim TFF Başkanı İbrahim
Hacıosmanoğlu daha 2024 yılında Diyarbakır'da açıkça konuşmuştu:
“Bu vatan, bu bayrak bizim.”
Ve Diyarbakır için futbolun barış ve
kardeşliğe hizmet etmesi gerektiğini ifade etmişti.
Devletin yaklaşımı buydu.
Peki tribünlerin bir bölümünde
ortaya çıkan tablo neydi?
Maç öncesinde Trabzonspor
taraftarlarını taşıyan bir otobüs Ergani'de taşlı saldırıya uğradı.
Diyarbakır Valiliği olayı doğruladı.
Kolluk kuvvetleri müdahale etti.
Taraftarlar güvenli şekilde
yollarına devam etti.
Valilik ise özellikle olayın Diyarbakır
Temsilcisi ve Trabzonspor camialarına mal edilmemesi gerektiğini vurguladı.
Devlet aklı burada kendisini
gösterdi.
Bir taşın hesabını milyonlarca
Diyarbakırlıdan sormadı.
Bir kişinin eylemini bütün bir şehre
mal etmedi.
Ama olayı da yok saymadı.
Münferit dedi, fakat müdahale etti.
İşte devlet budur.
Fakat mesele burada bitmedi.
31 Ağustos'taki maçın ardından TFF
Hukuk Müşavirliği Diyarbakır temsilcisini üç ayrı gerekçeyle PFDK'ya sevk etti:
Çirkin ve kötü tezahürat.
Saha olayları.
Usulsüz seyirci alınması.
Trabzonspor da aynı maçtan çirkin ve
kötü tezahürat ile saha olayları gerekçeleriyle PFDK'ya sevk edildi.
Burada devlet aklının temel prensibi
bellidir:
Kim yaparsa yapsın, hukuk işletilir.
Diyarbakır temsilcisi ise Diyarbakır
temsilcisi olduğu için değil, Trabzonspor da Trabzonspor olduğu için değil; eylemin
niteliği neyse onun karşılığı verilir.
Devletin adaleti takım tutmaz.
Ancak bugün başka bir tartışmayı da
yapmak zorundayız.
TFF Başkanı İbrahim
Hacıosmanoğlu'nun yaklaşık iki yıl önce hakemlere yönelik yaptığı açıklama
yeniden gündeme geldi.
Hacıosmanoğlu, Trabzonspor-Diyarbakırspor örneği
üzerinden hakemin “takdir hakkı” varsa bunu Diyarbakırspor'dan yana kullanması
gerektiğini söylemişti.
Şimdi soruyorum:
O sözler bugün neden yeniden
dolaşıma sokuluyor?
Çünkü Türkiye'de futbol yalnızca
futbol değildir.
Bazen tribünler, toplumun sinir
uçlarına dokunmak için kullanılabilir.
Bir slogan…
Bir pankart…
Bir saldırı…
Bir hakem kararı…
Bir sosyal medya görüntüsü…
Ve bir anda futbol sahasının dışına
taşan bir gerilim.
İşte Türk Devlet Aklı'nın
karşısında duran tehlike tam da budur.
Çünkü Terörsüz Türkiye sürecinden
rahatsız olanların illa silah kullanması gerekmez.
Bazen bir provokasyon yeterlidir.
Bazen bir taş.
Bazen bir slogan.
Bazen bir tribün görüntüsü.
Bazen de sosyal medyada büyütülen
birkaç saniyelik görüntü…
Amaç aynıdır:
Türk milletinin arasına yeniden
şüphe sokmak.
“Bunlar birbirine düşman.”
“Bunlar aynı ülkede yaşayamaz.”
“Bu şehir diğer şehre düşman.”
“Bu kimlik diğer kimliğe karşı.”
İşte devlet aklı tam burada devreye
girer.
Çünkü Türk Devleti, provokasyonun ne
olduğunu tarih boyunca çok iyi öğrenmiştir.
Bugün yapılması gereken Diyarbakır
temsilcisi veya Diyarbakır'ı hedef göstermek değildir.
Tam tersine, Diyarbakır'ı
Türkiye'nin ortak geleceğinin güçlü bir parçası haline getirmektir.
Ama bunun karşılığında
Diyarbakır'dan da bir beklenti vardır:
Türkiye'nin hassasiyetlerine saygı.
Türk bayrağına saygı.
Şehitlerin hatırasına saygı.
Trabzonspor'a gelen rakip değil,
düşman gözüyle bakmamak.
Futbol tribününü siyasi
hesaplaşmanın arenasına çevirmemek.
Aynı şekilde Trabzon'dan da beklenti
vardır:
Diyarbakır'a düşman şehir muamelesi
yapmamak.
Diyarbakır seyircisini toptan
suçlamamak.
Bir kişinin hatasını bütün şehre
yüklememek.
Çünkü devlet aklı topluca
suçlamaz; ferdi sorumluluğu esas alır.
Ve DEM Parti…
Burada DEM Parti'ye de açık bir
sorumluluk düşmektedir.
Eğer gerçekten Terörsüz Türkiye
sürecinin başarıya ulaşmasını istiyorsanız, sadece Ankara'da “barış” demek
yetmez.
Diyarbakır'da da aynı dili
kuracaksınız.
Tribünde de…
Sokakta da…
Sosyal medyada da…
Siyasette de…
Çünkü devletin ortaya koyduğu
iradeye karşılık siyasetin de sorumluluk üstlenmesi gerekir.
Terörsüz Türkiye, tek taraflı bir
proje değildir.
Herkesin elini taşın altına
koymasını gerektiren milli bir meseledir.
Şimdi gelelim Devlet Bahçeli'ye…
Bahçeli'nin yıllardır ısrarla
söylediği bir gerçek vardı:
İç cephe sağlam olmadan dışarıda
güçlü olamazsınız.
Bugün Terörsüz Türkiye'nin stratejik
anlamı da budur.
Türkiye içeride huzuru sağlayacak.
Türkiye'nin enerjisi terörle
mücadelede tüketilmeyecek.
Türkiye, kendi geleceğine yürüyecek.
İşte bundan rahatsız olanların en
büyük umudu da Türkiye'nin yeniden kendi içinde kavga etmesidir.
O nedenle dikkat!
Biz Türk milliyetçileri olarak şunu
çok net söylemeliyiz:
Kürt vatandaşımız bizim
kardeşimizdir.
Ama terör propagandası başka şeydir.
Diyarbakır bizimdir.
Ama Diyarbakır üzerinden Türkiye'yi
bölmeye çalışan anlayış kabul edilemez.
Diyarbakırspor bir futbol kulübüdür.
Ama futbolun arkasına saklanarak
toplumsal çatışma üretmek kabul edilemez.
Trabzonspor bir Türk spor kulübüdür.
Ama Trabzonspor üzerinden Diyarbakır
halkını düşmanlaştırmak da kabul edilemez.
İşte milliyetçilik budur.
Milleti bölmeden güvenliği savunmak.
Devleti zayıflatmadan kardeşliği
büyütmek.
Taviz vermeden barışı savunmak.
TFF Başkanı Hacıosmanoğlu'nun bugün
yapması gereken de çok açıktır:
Futbolun siyasetin arka bahçesine
dönüşmesine izin vermemek.
Hakemlere güveni sağlamak.
Her kulübe eşit mesafede durmak.
Tribünlerdeki provokasyonlara karşı
net tavır koymak.
Çünkü Türk futbolunun başındaki
isim, yalnızca maçların sonucundan değil, futbolun toplum üzerindeki etkisinden
de sorumludur.
Hacıosmanoğlu'nun geçmişte
Diyarbakır'da söylediği “Bu vatan, bu bayrak bizim” sözü doğru bir
istikamettir.
Şimdi bu sözün gereğini sahada ve
tribünde görmek zorundayız.
Ve artık şunu herkes anlamalı:
Terörsüz Türkiye, terör örgütünün
silah bırakmasından ibaret değildir.
Terörün ürettiği korkunun
bitmesidir.
Terörün ürettiği düşmanlığın
bitmesidir.
Kimlik üzerinden siyaset yapmanın
bitmesidir.
Tribünlerin propaganda alanı
olmaktan çıkmasıdır.
Sokakların yeniden güvenli hale
gelmesidir.
Türk ile Kürt'ün birbirine kuşkuyla
bakmamasıdır.
Trabzonlunun Diyarbakır'da,
Diyarbakırlının Trabzon'da kendisini evinde hissetmesidir.
İşte Terörsüz Türkiye budur.
Dün gece Diyarbakır temsilcisi
kazandı.
Futbolda kazanmak vardır, kaybetmek
vardır.
Bugün skor tabelasında Diyarbakırspor'un
2-1'lik galibiyeti yazıyor.
Fakat asıl skor tabelaya sığmaz.
Eğer bir taş atılıyorsa…
Bir taraftar korkuyorsa…
Bir slogan diğerinin onurunu
çiğniyorsa…
Bir futbol maçı siyasi hesaplaşmaya
dönüşüyorsa…
O zaman hepimiz kaybediyoruz.
Ama eğer Trabzonlu Diyarbakır'da
güvenle maç izleyebiliyorsa…
Diyarbakırlı Trabzon'da kendisini
kardeşinin şehrinde hissedebiliyorsa…
Ve iki takımın taraftarı maç
bitiminde birbirine düşman değil, rakip olarak bakabiliyorsa…
İşte o zaman Türkiye kazanıyor.
Devlet elini uzattı.
Bahçeli siyasi iradeyi ortaya koydu.
Türkiye terörsüz bir geleceğe doğru
yürüyor.
Şimdi sıra siyasette.
Sırada tribünlerde.
Sırada toplumda.
Herkes kendi sorumluluğunu yerine
getirecek.
Çünkü Türk Devlet Aklı ne
provokasyona teslim olur ne de kardeşlik adına milli güvenlikten vazgeçer.
Devlet aklı bilir ki;
Kardeşlik taviz değildir.
Güvenlik düşmanlık değildir.
Barış teslimiyet değildir.
Ve en önemlisi:
Türkiye'nin birliği pazarlık konusu
değildir.
Terörsüz Türkiye hedefinden geri
dönüş yoktur.
Bu yürüyüşü ne bir tribün sloganı…
Ne bir taş…
Ne bir pankart…
Ne de siyasi hesap bozabilir.
Çünkü bu yürüyüşün arkasında;
Türk Milleti vardır.
Türk Devleti vardır.
Ve devlet aklı vardır.
ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi
YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
YORUM YAP