avatar

Şükrü Portakal YAZAR

AHİRİM SENSİN

Şükrü Portakal

2026-09-13

İnsanın dünyadaki bütün yolları, sonunda gönlüne çıkar.

Neşet Ertaş’ı dinlerken insan yalnızca bir türkü dinlemez.

Bir ömrün içinden süzülüp gelen bir sözü, bir sızıyı, bir teslimiyeti dinler.

Onun sazında Anadolu vardır.

Bozkırın sessizliği, gurbetin hüznü, sevdanın ağırlığı, insanın kendisiyle hesaplaşması vardır.

“Ahirim Sensin” derken de aslında yalnızca bir sevdayı anlatmaz Neşet Ertaş.

İnsanın hayatı boyunca aradığı son durağı anlatır.

Çünkü insan dünyaya gelirken yanında çok az şey getirir.

Zaman geçer…

Makamlar, mevkiler, servetler, şöhretler, alkışlar gelir.

Sonra bir gün insan bütün bunların aslında yolun kendisi değil, yol üzerindeki duraklar olduğunu anlar.

Asıl mesele, yolun sonunda neyle baş başa kalacağıdır.

Gönlüyle mi, vicdanıyla mı?

 

İNSANIN AHİRİ NERESİDİR?

İnsan hayatı boyunca bir yerlere yetişmeye çalışıyor.

Daha çok kazanmak…

Daha çok tanınmak…

Daha çok söz sahibi olmak…

Daha büyük ev, daha büyük makam, daha büyük çevre…

Fakat hayatın garip bir tarafı var.

İnsan ne kadar büyürse büyüsün, sonunda yine kendi içine dönüyor.

Çünkü dünyanın bütün kalabalıkları dağıldığında insan yalnız kalıyor.

Alkışlar kesiliyor.

Telefonlar susuyor.

Makam kapıları kapanıyor.

Ve insan kendi vicdanıyla baş başa kalıyor.

İşte o zaman anlıyor:

Hayat boyunca peşinden koştuğu şeylerin hangisi gerçekten değerliymiş?

Kime gönül vermiş?

Kimi kırmış?

Kimin hakkını yemiş?

Kimin duasını almış?

Kimin ahını üzerinde taşımış?

Belki de Neşet Ertaş’ın büyüklüğü burada.

O, insanı kalabalıkların içinden çekip alıyor ve kendi içine bırakıyor.

 

SEVDA SADECE BİR KİŞİ DEĞİLDİR

“Ahirim sensin” sözünü yalnızca bir sevgiliye söylenmiş kabul edersek, Neşet Ertaş’ın dünyasını eksik okuruz.

Çünkü Anadolu insanında sevda, sadece iki insan arasındaki bağ değildir.

Sevda;

Memlekettir,

Ana-Babadır,

Evlattır,

Topraktır,

Gönüldür,

Sadakattir.

Bazen insan bir kişiyi sever.

Bazen bir şehri.

Bazen bir davayı.

Bazen bir vatanı.

Bazen de ömrünün sonunda dönüp kendi değerlerini yeniden sever.

İşte bütün mesele burada.

İnsan neye “ahir” diyorsa, aslında hayatının merkezini de oraya koyuyor.

Bugün bunu yeniden düşünmeye ihtiyacımız var.

Çünkü çağımızın en büyük problemi belki de neyi seveceğimizi değil, neye sadık kalacağımızı unutmuş olmamız.

 

HER ŞEY DEĞİŞİR, BAZI ŞEYLER KALIR

Zaman değişiyor.

İnsan değişiyor.

Siyaset değişiyor.

Ekonomi değişiyor.

Dün güçlü olan bugün zayıflıyor.

Dün konuşulan bugün unutuluyor.

Bugünün gündemi yarının hatırası oluyor.

Fakat bazı değerler değişmemeli.

Sevgide sadakat…

Emanet duygusu…

Sözünün arkasında durmak…

Büyüğe saygı, küçüğe merhamet…

Kul hakkından korkmak…

Devlete ve millete karşı sorumluluk taşımak…

Ve en önemlisi, insan kalabilmek.

Çünkü devletler de milletler de yalnızca yollarla, binalarla, fabrikalarla büyümez.

Bir ülkeyi ayakta tutan görünmeyen bir bağ vardır.

O bağ, güvendir.

İnsan birbirine güveniyorsa toplum güçlüdür.

Devletine güveniyorsa millet güçlüdür.

Genç geleceğine güveniyorsa ülke güçlüdür.

Aile birbirine güveniyorsa toplumun temeli sağlamdır.

Güven kaybolduğunda ise en büyük binaların içinde bile insan kendisini yalnız hisseder.

 

NEŞET ERTAŞ BİZE NE SÖYLÜYOR?

Neşet Ertaş’ın türkülerinde büyük laflar yoktur.

Ama büyük hakikatler vardır.

Çünkü o, hayatı kürsülerden değil, insanın içinden anlatır.

Bir akademik cümle kurmaz belki.

Ama insanın yıllarca düşünerek bulamadığı bir hakikati birkaç kelimeyle önüne koyar.

Bu yüzden Neşet Ertaş yalnızca bir sanatçı değildir.

O, Anadolu’nun vicdanlarından biridir.

Onun eserlerinde insanın kendisine dönmesi vardır.

Kibirden uzaklaşması vardır.

Sevdayı sahiplenmesi vardır.

Gurbet vardır.

Hasret vardır.

Ama bütün bunların üzerinde bir şey daha vardır:

Gönül.

Gönül kırılırsa sözün anlamı kalmaz.

Gönül yıkılırsa dünyanın bütün zenginlikleri anlamsızlaşır.

Gönül kazanılırsa insanın ardından bıraktığı en büyük miras da işte o olur.

 

BİZİM AHİRİMİZ NE?

Belki bugün kendimize sormamız gereken soru budur.

Biz nereye gidiyoruz?

Neyi büyütüyoruz?

Neyi koruyoruz?

Çocuklarımıza ne bırakacağız?

Sadece daha yüksek binalar mı?

Daha fazla tüketim mi?

Daha büyük makamlar mı?

Yoksa karakteri, sözü, emaneti ve vicdanı olan bir Türkiye mi?

Çünkü her neslin bir sınavı vardır.

Bizim sınavımız da sadece ekonomik göstergelerden, siyasi tartışmalardan veya günlük kavgalardan ibaret değildir.

Asıl sınavımız, insan kalabilmektir.

Birbirimizi tüketmeden yaşayabilmek…

Farklı düşünene düşman olmamak…

Memleket meselesini kişisel hesapların üzerinde tutabilmek…

Devletin bekasını, milletin huzurunu ve geleceğin güvenini önceleyebilmek…

Bunlar kaybedildiğinde kazandığımız hiçbir şey bizi gerçekten zenginleştirmez.

 

SON DURAK

İnsan hayatı boyunca çok şey arıyor.

Para arıyor.

Başarı arıyor.

Sevgi arıyor.

Huzur arıyor.

Kendisine bir yer arıyor.

Ama yolun sonunda aradığı şeyin çoğu zaman çok daha sade olduğunu fark ediyor:

Bir gönül…

Bir güven…

Bir dua…

Ve arkasından güzel anılacağı bir hayat.

Neşet Ertaş’ın dünyası işte tam burada bize dokunuyor.

Çünkü onun türkülerinde insanın gösterişsiz hakikati var.

Hayat geçiyor.

İnsan yaşlanıyor.

Dünya değişiyor.

Fakat gönülde gerçek bir yer edinmiş olanlar kalıyor.

Belki de “ahir” dediğimiz şey budur.

Hayatın sonunda varacağımız yer değil sadece…

Ömrümüz boyunca vazgeçmediğimiz değerlerdir.

Ve insan bir gün dönüp kendi hayatına baktığında, geride ne kadar mal bıraktığını değil;

ne kadar gönül kazandığını hatırlayacak.

Çünkü dünyanın bütün yolları biter.

Bütün makamlar geçer.

Bütün alkışlar susar.

İnsanın sonunda yine kendi gönlü kalır.

Ve belki de o vakit insanın söyleyebileceği en büyük söz şudur:

Ahirim sensin…

Cahildim dünyanın rengine kandım
Hayale aldandım boşuna yandım
Seni ilelebet benimsin sandım
Ölürüm sevdiğim zehirim sensin
Evvelim sen oldun ahirim sensin


ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi

Şükrü Portakal

Şükrü Portakal YAZAR