Şükrü Portakal YAZAR
SAKIZ HANIM – MAHUR BEY
Şükrü Portakal
2026-08-16
Bir Şarkının Gülümseten Yüzü, Bir Toplumun Düşündüren Aynası
Bazı şarkılar vardır; bittiğinde alkışlanır.
Bazı şarkılar vardır; sustuğunda düşünülür.
Ve bazı eserler vardır ki, aradan yarım asır geçse bile her dinleyişte
insana yeni bir soru sordurur.
Barış Manço'nun "Sakız Hanım
– Mahur Bey" adlı eseri de işte böylesi nadide eserlerden biridir.
İlk dinleyişte yüzünüzde bir tebessüm bırakır.
İkinci dinleyişte zekâsına hayran olursunuz.
Üçüncü dinleyişte ise fark edersiniz ki Barış Manço, aslında bir şarkı
söylemiyor; bir toplumu anlatıyor.
Çünkü büyük sanatçı, parmağını insanın yüzüne doğrultmaz.
Eline bir ayna alır.
İnsan o aynada kendisini görür.
Barış Manço'nun sanatı tam da buydu.
O, nasihat eden bir öğretmen gibi konuşmadı.
Suçlayan bir siyasetçi gibi bağırmadı.
İnsanları kırmadan düşündürdü, güldürürken öğretti ve en önemlisi;
Anadolu irfanını modern zamanların diliyle yeniden anlattı.
"Sakız Hanım –
Mahur Bey", görünüşte eğlenceli karakterlerin hikâyesidir.
Fakat biraz dikkat edildiğinde, bu karakterlerin yalnızca iki kişiyi
değil, değişen hayat anlayışlarını temsil ettiği görülür.
Çünkü insan bazen kendi hayatını bir şarkının içinde bulur.
Kur'an-ı Kerim insana
"ölçü" öğretir.
Yemekte ölçü…
Konuşmada ölçü…
Sevgide ölçü…
Harcamada ölçü…
Öfkede ölçü…
Çünkü ölçü kaybolduğunda
huzur da kaybolur.
İsraf yalnızca sofradaki
ekmeği çöpe atmak değildir.
İsraf; ömrü boş işlerle
tüketmektir.
Sevgiyi çıkar uğruna
harcamaktır.
Dostluğu menfaate feda
etmektir.
Vicdanı alkış uğruna
susturmaktır.
Türk töresi de aynı hakikati başka bir dille anlatır.
Atalarımız, "Kanaat gibi
devlet olmaz." derken yalnızca ekonomik bir öğüt vermiyordu.
Aslında insanın ruhunu koruyacak en büyük zenginliğin kanaat olduğunu
söylüyordu.
Bugün evlerimiz büyüyor.
Dolaplarımız doluyor.
Telefonlarımız yenileniyor.
Arabalarımız değişiyor.
Ama aynı hızla değişmeyen bir şey var:
İnsanın huzur arayışı.
Çünkü huzur satın
alınmaz.
Huzur inşa edilir.
Ahlakla…
Sabırla…
Sadakatle…
Merhametle…
Bir zamanlar insanlar komşusunun gönlünü kazanmak için yaşardı.
Bugün çoğu zaman ekranların beğenisini kazanmak için yaşıyor.
Eskiden sofralar küçüktü ama dualar büyüktü.
Bugün sofralar büyüdü, dualar küçüldü.
Eskiden insanlar "Ne kadar kazandın?" diye değil, "Helâl
mi kazandın?" diye sorardı.
Bugün ise çoğu zaman sonuç konuşuluyor; yöntem değil.
İşte Barış Manço'nun ince mizahı tam burada devreye giriyor.
Bizi güldürüyor; çünkü kendimizi görüyoruz.
Bizi düşündürüyor; çünkü eksiklerimizi fark ediyoruz.
Ve bize sessizce şunu söylüyor:
Hayat, sahip olduklarımızın sergilendiği bir vitrin değildir.
Hayat, karakterimizin sınandığı uzun bir yolculuktur.
İnsanlık tarihi göstermiştir ki medeniyetler önce ahlakta zayıflar,
sonra ekonomide.
Önce güven kaybolur.
Sonra bereket.
Sonra huzur.
Sonra birlik.
Bu yüzden güçlü
toplumlar önce sağlam aileler kurar.
Sağlam aileler ise
gösteriş üzerine değil; güven üzerine yükselir.
Kur'an'ın rehberliği,
Türk töresinin vakarı ve Anadolu irfanının hikmeti de bize bunu öğretir.
Barış Manço'nun eserleri bugün hâlâ yaşıyorsa bunun sebebi yalnızca
güzel besteler yapmış olması değildir.
O, insanı anlattı.
İnsanın zaaflarını…
İnsanın özlemlerini…
İnsanın yanlışlarını…
Ve bütün bunları kimseyi incitmeden, gülümseterek anlattı.
Belki de "Sakız Hanım – Mahur Bey" bize tek bir cümle
bırakıyor:
Bir milleti ayakta
tutan, sahip olduğu eşyalar değil; sahip çıktığı değerlerdir.
Eğer bir evde Kur'an'ın ölçüsü, törenin vakarı, ahlakın sağlamlığı ve
insanlığın merhameti yaşıyorsa; o ev zengindir.
Eğer bunlar kaybolmuşsa, dünyanın bütün serveti bir araya gelse bile o
ev fakirdir.
İşte Barış Manço'nun şarkıları, yalnızca kulakta kalan melodiler değil;
vicdanda yankılanan öğütlerdir.
Ve belki de bu yüzden aradan geçen onca yıla rağmen hâlâ bize aynı
soruyu sormaktadır:
Biz gerçekten zenginleşiyor muyuz, yoksa yalnızca çoğalıyor muyuz?
ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi
YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
YORUM YAP