Şükrü Portakal YAZAR
ŞAFAK SÖKMEDEN BAŞLAYAN YÜRÜYÜŞ
Şükrü Portakal
2026-08-26
Saat gecenin en koyu
yerindeydi…
Anadolu’nun üzerinde henüz
güneş doğmamıştı.
Kocatepe suskundu.
Dağların arasında yalnızca
rüzgârın sesi duyuluyordu.
Fakat o sessizliğin altında
binlerce asker bekliyordu.
Cephaneler hazırlanmış…
Süngüler takılmış…
Atlar eyerlenmiş…
Toplar mevzilendirilmişti.
Ve Türk ordusu, tarihinin en
büyük yürüyüşlerinden birinin eşiğindeydi.
26 Ağustos 1922.
Büyük Taarruz başlayacaktı.
Bir zamanlar 1071'de Sultan
Alparslan, Malazgirt Ovası'nda ordusunun karşısına geçmişti.
Aradan tam 851 yıl geçmişti.
Şimdi aynı Anadolu'da başka bir
ordu bekliyordu.
Bu kez karşısında yalnızca bir
düşman ordusu yoktu.
İşgal vardı.
Esaret vardı.
Anadolu'nun bağımsızlığına
uzanan bir el vardı.
Ve o ordunun başında bir
komutan duruyordu:
Gazi Mustafa Kemal.
Kocatepe'de gecenin karanlığı
ağır ağır çözülürken Mustafa Kemal Paşa, dürbününü düşman mevzilerine çevirdi.
Yanındaki komutanlarla birlikte
son hazırlıkları değerlendiriyordu.
Çünkü artık beklemek yoktu.
Çünkü Anadolu'nun kaderi daha
fazla ertelenemezdi.
Saatler ilerledi.
Ve beklenen emir verildi.
Türk topçusunun gürültüsü,
gecenin sessizliğini parçaladı.
Bir anda bütün cephe ateş
altında kaldı.
Top sesleri dağlardan
yankılandı.
Kocatepe'nin eteklerinde
askerler ileri atıldı.
Siperlerden çıkan Mehmetçik,
yıllardır beklenen o büyük yürüyüşe başladı.
Büyük Taarruz
başlamıştı.
O an bir asker düşünün…
Belki cebinde annesinin verdiği
küçük bir mendil vardı.
Belki memleketinden getirdiği
bir fotoğraf…
Belki cebinde yalnızca birkaç
kurşun…
Ama
yüreğinde koca bir vatan taşıyordu.
İleri gidiyordu.
Çünkü arkasında Anadolu vardı.
Annesi vardı.
Babası vardı.
Çocuğu vardı.
Köyü vardı.
Toprağı vardı.
Ve önünde Türk milletinin
bağımsızlığı vardı.
26 Ağustos sabahı Türk ordusu
saldırıya geçti.
Düşman mevzileri birer birer
parçalanıyordu.
Günlerdir hazırlanan plan
uygulanıyordu.
Süvari birlikleri ilerliyor…
Piyadeler tepeleri aşıyor…
Topçular düşman hatlarını
dövüyordu.
Türk ordusu yalnızca silahla
savaşmıyordu.
Akılla, sabırla,
disiplinle ve inançla savaşıyordu.
Çünkü bu savaşın kaybedilmesi
hâlinde yalnızca bir cephe kaybedilmeyecekti.
Bir milletin bağımsızlık umudu
da tehlikeye girecekti.
Ve sonra…
30 Ağustos'a giden yol açıldı.
Dumlupınar'da düşman ordusunun
ana kuvvetleri kuşatıldı.
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa,
ordusuna tarihi emri verdi:
“Ordular! İlk hedefiniz
Akdeniz’dir. İleri!”
Bu yalnızca bir askerî emir
değildi.
Bu söz, Türk ordusunun önüne
çizilmiş bir istikamet çizgisiydi.
İleri!
Afyon'dan…
Kütahya'dan…
Uşak'tan…
İzmir'e doğru…
Anadolu'nun
işgalden kurtuluşuna doğru…
İleri!
9 Eylül 1922…
İzmir.
Türk süvarileri şehre girdi.
Yıllardır işgal altında bulunan
İzmir'de Türk bayrağı yeniden dalgalandı.
Ve Anadolu'nun üzerinde başka
bir güneş doğdu.
Bu güneş yalnızca İzmir'in
değil;
Türkiye'nin bağımsızlık
güneşiydi.
Bugün 26 Ağustos 1922'yi
hatırlarken yalnızca Büyük Taarruz'un başladığı günü anmıyoruz.
Bir milletin “Artık yeter!” dediği günü anıyoruz.
Bir ordunun yokluklar içinde
yeniden ayağa kalkışını…
Bir komutanın askerine
güvenmesini…
Bir milletin bağımsızlığını
kendi elleriyle yeniden kazanmasını…
Ve tarihe geçen o büyük iradeyi
anıyoruz.
1071'de Malazgirt'te
Anadolu'nun kapıları açılmıştı.
1922'de Büyük Taarruz ile o
kapının önündeki işgalciler sökülüp atıldı.
1071'de Alparslan
vardı.
1922'de Mustafa Kemal
vardı.
Aralarında yüzyıllar vardı.
Ama ikisinin arasında
değişmeyen bir şey vardı:
Vatan.
Ve
o vatan uğruna gerektiğinde canını ortaya koyan Türk milleti…
Bugün Kocatepe'ye baktığımızda
yalnızca bir tepe görmeyelim.
O taşların arasında Mehmetçiğin
ayak izlerini düşünelim.
Gecenin karanlığında sessizce
ilerleyen askerleri…
Top seslerini…
Atların nal seslerini…
Komutanların emirlerini…
Ve bir milletin yeniden
doğuşunu düşünelim.
Çünkü bazı sabahlar sıradan
değildir.
Bazı sabahlar tarihin yönünü
değiştirir.
26 Ağustos 1922 sabahı
da öyleydi.
Güneş Anadolu'nun üzerine
doğarken Türk ordusu yürüyordu.
Ve o yürüyüş;
İzmir'de denize,
Türkiye Cumhuriyeti'nin
kuruluşuna
Ve Türk milletinin bağımsızlık
iradesinin dünyaya ilanına uzanıyordu.
Bugün bize düşen ise o ruhu
anlamaktır.
Çünkü bağımsızlık yalnızca
geçmişte kazanılmış bir zafer değildir.
Her neslin yeniden koruması
gereken bir emanettir.
1071'de başlayan büyük yürüyüş…
1922'de yeniden şahlandı.
Bugün ise o yürüyüşün
sorumluluğu bizim omuzlarımızdadır.
Malazgirt'ten
Kocatepe'ye…
Kocatepe'den
Cumhuriyet'e…
Değişmeyen tek söz:
Vatan.
Değişmeyen tek irade:
Bağımsızlık.
Değişmeyen tek emanet:
Türkiye Cumhuriyeti.
Ve o gün Kocatepe'den yükselen
emir, bugün de hafızalarımızda yankılanıyor:
ORDULAR!
İLK HEDEFİNİZ
AKDENİZ'DİR.
İLERİ!
26 AĞUSTOS 1922
Unutma. Unutturma.
Çünkü bazı tarihler takvim
yaprağı değildir.
Bir milletin yeniden
ayağa kalktığı gündür.
ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi
YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
YORUM YAP