Şükrü Portakal YAZAR
ÖMRÜMÜN SON BAHARINDA
Şükrü Portakal
2026-08-02
Barış Manço'nun Ardında Bıraktığı
Hayat Dersi
"Adım anılmaz oldu, kapım
çalınmaz oldu..."
Bazı şarkılar vardır; kulağa değil,
vicdana söylenir. Dinledikçe insanın yüreğinde yılların sessizliği yankılanır.
Barış Manço'nun "Ömrümün
Sonbaharında" adlı eseri de böyledir. Bu eser ne yalnızca yaşlılığın
hüznünü anlatır ne de ömrün son demlerinde edilen bir sitemdir. Aslında bu
şarkı, hayatın acımasız hızına kapılıp unuttuğumuz değerlerin sessiz bir
muhasebesidir.
İnsan
doğar, büyür, koşar, kazanır, kaybeder... Bir gün dönüp arkasına baktığında ise
fark eder ki en büyük kaybı ne servetidir ne makamıdır. Asıl kayıp, zamanın avuçlarının arasından usulca akıp gitmesidir.
Barış
Manço, ilk dizelerde çok ağır bir gerçekle yüzleştiriyor bizi:
"Adım anılmaz oldu, kapım
çalınmaz oldu..."
Ne
kadar tanıdık değil mi?
Hayatımız
boyunca nice insanlar çevremizde dolaşır. Makamımız varken, gücümüz
yerindeyken, elimiz uzanırken telefonlarımız susmaz. Kapımız eksik olmaz. Fakat
gün gelir emekli oluruz, köşemize çekiliriz, hastalanırız ya da sadece
yaşlanırız... İşte o zaman anlarız ki kapıyı çalanların bir kısmı bizi değil,
sahip olduğumuz imkânları seviyormuş.
Türk
kültüründe vefa, insanlığın en yüksek mertebelerinden biri sayılmıştır. "Dost kara günde belli olur." sözü
boşuna söylenmemiştir. Çünkü gerçek dost, baharda değil; yaprakların döküldüğü
sonbaharda yanında durandır.
Şarkının
ikinci sitemi daha da ağırdır:
"Gören göz görmez oldu..."
Burada
mesele gözlerin görmemesi değildir. Mesele, insanların görmek istememesidir.
Bugün
sokakta yürürken yıllarca memlekete hizmet etmiş nice insanla karşılaşıyoruz.
Kimi eski bir öğretmen, kimi emekli bir asker, kimi yıllarını devletine adamış
bir memur... Dün ayakta alkışlanan insanlar, bugün kalabalıkların arasında
görünmez hâle geliyor.
Oysa
Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de anne ve babaya "öf" bile dememeyi
emreder. Çünkü yaşlılık, insanın yük olduğu dönem değil; hürmet görmesi gereken
dönemdir. Bir toplum, büyüklerine gösterdiği saygı kadar medenidir.
Barış
Manço sadece toplumu eleştirmiyor. Aynı zamanda kendisiyle de hesaplaşıyor.
"Elimden kaçırdığım gençliğimi
özlerim..."
İşte
bu cümle hepimize yöneltilmiş sessiz bir sorudur.
Gençliğimizi
gerçekten yaşayabildik mi?
Kaç
hayalimizi "yarın" diyerek erteledik?
Kaç
dostumuza "bir ara uğrarım" dedik de gidemedik?
Kaç
kez annemizin, babamızın elini öpmeyi başka güne bıraktık?
İnsan
yaş aldıkça anlıyor ki ömür, takvim yapraklarından değil; ertelenen sevgilerden eksiliyor.
Fakat
Barış Manço'nun büyüklüğü burada ortaya çıkıyor. Çünkü o, karamsarlığın içinde
bile umudu kaybetmiyor.
Şarkının
son bölümü adeta hayata yeniden tutunmanın manifestosudur:
"Hâlâ kalem tutacak bir parça
gücüm kaldı...
Hâlâ yazıp çizecek birkaç satırım
kaldı..."
İşte
bütün şarkının özü burada saklıdır.
Barış
Manço, "Artık her şey bitti." demiyor.
"Ben
hâlâ üretebiliyorum." diyor.
Çünkü
insanın yaşı ilerleyebilir; ama fikri yaşlanmak zorunda değildir. Kalem tutan
el, hâlâ gelecek nesillere ışık olabilir. Bir cümle, bir nasihat, bir hatıra;
bazen koca bir ömre yön verebilir.
Yunus Emre, ömrünün son demlerinde
hikmet söylemeye devam etti.
Aşık Veysel, gözleri görmediği hâlde
insanlığa ışık oldu.
Necip Fazıl, en derin eserlerini
hayatının son yıllarında kaleme aldı.
Demek
ki ömrün sonbaharı, sadece yaprak dökümü değildir; aynı zamanda meyvenin
olgunlaştığı mevsimdir.
Ve
şarkının en dokunaklı cümlesi...
"Ve hâlâ beni dinleyen bir avuç
dostum kaldı..."
Ne
kadar büyük bir hayat dersi...
İnsan
ömrünün sonunda kalabalıkları değil, sadakati sayıyor.
Binlerce
tanıdık yerine bir avuç gerçek dost...
Yüzlerce
alkış yerine birkaç samimi dua...
Çünkü
hayatın sonunda insanın omzuna madalyalar değil, hatıralar dokunuyor.
Barış
Manço'nun bu eseri bize şunu öğretiyor:
İnsan yaşlanmaktan değil,
unutulmaktan korkuyor.
Fakat
unutulmamanın yolu makam sahibi olmak değildir; gönüllerde iz bırakmaktır.
Ardında
servet değil, dua bırakabilmektir.
Çocukların
hafızasında bir tebessüm, dostların gönlünde bir vefa, milletin vicdanında
temiz bir isim bırakabilmektir.
Bir
gün hepimiz ömrümüzün sonbaharına ulaşacağız.
O
gün geldiğinde kapımızın çalınmasını istiyorsak, bugün başkalarının kapısını
çalmayı bilmeliyiz.
Hatırlanmak istiyorsak, önce
hatırlayan olmalıyız.
Sevilmek istiyorsak, önce sevmeyi
öğrenmeliyiz.
Ve kalem elimizde olduğu sürece
yazmaktan vazgeçmemeliyiz.
Çünkü insanın ömrü sonbahara
ulaşabilir...
Ama umut, vefa ve üretme azmi hiçbir
mevsimde solmamalıdır.
ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi
YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
YORUM YAP