avatar

Şükrü Portakal YAZAR

KAPALI YAPILAR, AÇIK HESAP VERMEK ZORUNDADIR

Şükrü Portakal

2026-08-18

Bir yapının adı ne olursa olsun...

Cemaat...

Tarikat...

Dernek...

Vakıf...

Şirket...

Siyasi oluşum...

Devlet açısından temel ölçü aynıdır:

Şeffaflık.

Çünkü kapalı kapılar ardında büyüyen güç, bir süre sonra yalnızca kendi mensuplarını değil, toplumun tamamını ilgilendiren sonuçlar doğurabilir.

Bir yapının kendi içinde örgütlenmesi başka şeydir.

Devletin kurumları üzerinde nüfuz kurmaya çalışması başka şeydir.

İnsanların inançlarını yaşaması başka şeydir.

İnanç üzerinden ekonomik veya siyasi güç oluşturulması başka şeydir.

Bu ayrımı yapmadan konuşursak, meseleyi yanlış yere taşırız.

Türkiye'nin geçmişi bize bunun ne kadar önemli olduğunu gösterdi.

15 Temmuz gecesi yaşananlar, devlet kurumlarının herhangi bir kapalı hiyerarşiye teslim edilmesinin nelere yol açabileceğini bütün millete gösterdi.

Bu nedenle bugün yapılması gereken, geçmişin acı tecrübelerinden ders çıkararak devletin bütün alanlarında şeffaflığı güçlendirmektir.

Burada para meselesi özellikle önemlidir.

Bir yapı milyonlarca liralık ekonomik faaliyet yürütüyorsa;

Kaynak nereden geliyor?

Para nereye gidiyor?

Kim denetliyor?

Kamu kaynaklarıyla ilişkisi nedir?

Vergi yükümlülükleri yerine getiriliyor mu?

Bunlar sorulabilir ve sorulmalıdır.

Çünkü hesap sormak düşmanlık değildir.

Demokratik devlet düzeninin gereğidir.

Son günlerde Alihan Kuriş'in de aralarında bulunduğu kişiler hakkında yürütülen soruşturma da bu nedenle kamuoyunun dikkatini çekmiştir.

Fakat burada hukuk devletinin temel ilkesini unutmamak gerekir:

Soruşturma, hüküm değildir.

Bir kişiye yöneltilen suçlama ancak bağımsız yargının kesinleşmiş kararıyla hükme dönüşür.

Devletin görevi de budur:

Ne peşin suçlamak...

Ne de peşin aklamak.

Araştırmak, delilleri ortaya koymak ve hukukun karar vermesini sağlamak.

Türkiye'nin ihtiyacı tam olarak budur.

Çünkü kapalı yapılarla mücadele ederken başka bir kapalı yapı oluşturamayız.

Bir vesayeti ortadan kaldırırken başka bir vesayete alan açamayız.

Bir güç odağını tasfiye ederken onun yerine başka bir güç odağı koyamayız.

Devletin ölçüsü kişi değil, hukuk olmalıdır.

İnanç sahibi olmak suç değildir.

Örgütlenmek suç değildir.

Hayır yapmak suç değildir.

Ticaret yapmak suç değildir.

Ancak bunların herhangi birinin arkasına saklanarak hukuku çiğnemek, kamu gücünü kötüye kullanmak veya toplum üzerinde denetimsiz bir güç alanı oluşturmak başka bir meseledir.

İşte devlet burada devreye girer.

Kim yaparsa yapsın...

Hangi isim altında yaparsa yapsın...

Hangi siyasi görüşe yakın olursa olsun...

Hukuk karşısında herkes eşittir.

Çünkü temiz devlet;

Bir gruba karşı değil,

Hukuksuzluğa karşıdır.

Ve gerçek arınma da budur.

Devleti bir kapalı yapıdan kurtarıp başka bir kapalı yapıya teslim etmek değil...

Devleti her türlü kapalı vesayetten kurtarmak.

Milletin vergisi şeffaf olacak.

Kamu görevi liyakatle verilecek.

Devlet kurumu hukukla çalışacak.

Ekonomik faaliyet denetlenecek.

Siyasi nüfuz hesabını millete verecek.

Ve hiç kimse;

“Benim arkamda şu yapı var” diyerek hukukun üzerine çıkamayacak.

Çünkü Türkiye'nin ihtiyacı güçlü şahıslar değil,

Güçlü kurumlardır.

İhtiyacı gizli ilişkiler değil,

Açık hesap verebilirliktir.

İhtiyacı kapalı kapılar değil,

Milletin gözü önünde işleyen bir hukuk düzenidir.

Unutmayalım:

Kapalı yapılar açık hesap vermekten korkmamalıdır.

Çünkü hesabı temiz olanın şeffaflıktan korkmasına gerek yoktur.


ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi

Şükrü Portakal

Şükrü Portakal YAZAR