avatar

Şükrü Portakal YAZAR

GÖNÜL DAĞI

Şükrü Portakal

2026-08-30

Bir türkünün içine sığan aşk...

Bazı aşklar yaşanır.

Bazıları anlatılır.

Bazıları ise...

Türkü olur.

Neşet Ertaş'ın “Gönül Dağı”nı dinlerken insanın aklına önce bir sevda gelir.

Ama biraz daha dikkatli dinlerseniz, orada sadece sevdayı değil...

sevememenin acısını, kavuşamamanın yükünü ve insanın kendi gönlüyle verdiği savaşı da bulursunuz.

Çünkü aşk bazen iki insanın yan yana gelmesi değildir.

Bazen bir insanın, başka bir insanı kalbinin en sessiz yerinde yıllarca taşımasıdır.

Kimsenin bilmediği...

Kimsenin görmediği...

Belki sevdiğinin bile fark etmediği bir yük.

GÖNÜL DAĞI DEDİĞİMİZ ŞEY...

İnsanın içinde yükselen bir dağdır belki.

Bir tarafında sevdiğin vardır.

Diğer tarafında gururun.

Bir yanında söylemek istediklerin...

Öte yanında söyleyemediklerin.

Telefonun başında beklediğin geceler...

“Acaba arar mı?” diye düşündüğün saatler...

Bir mesajı defalarca yazıp silmeler...

Ve sonunda hiçbir şey söylemeden telefonu kenara bırakmalar...

İşte gönül dağı biraz da budur.

İnsan bazen sevdiğinden değil, söyleyemediklerinden yorulur.

AŞKTA EN ZOR ŞEY: BEKLEMEK

Sevmek kolaydır.

Asıl zor olan beklemektir.

Bir insanı özlersin.

Sesini özlersin.

Gülüşünü özlersin.

Yanında oturmasını bile özlersin.

Ama ona söyleyemezsin.

Çünkü bazen insanın önünde mesafe değil...

Gurur vardır.

Bazen korku vardır.

Bazen geçmiş vardır.

Bazen de “Ya artık beni sevmiyorsa?” sorusu vardır.

İnsan en çok da bu sorudan korkar.

Çünkü cevabını bilmekten çok...

Cevabı bilmeden yaşamaktır zor olan.

 

SEVMEK Mİ, SAHİP OLMAK MI?

Belki de aşkın en büyük sınavı budur.

Sevdiğin insanı gerçekten seviyor musun?

Yoksa onun sana ait olmasını mı istiyorsun?

Çünkü sevgi ile sahip olma arzusu birbirine benzese de aynı şey değildir.

Sevgi:

“Mutlu ol.” diyebilir.

Sahip olma arzusu:

“Benimle mutlu ol.” der.

Aradaki fark küçücük görünür.

Ama aşkın kaderini değiştirecek kadar büyüktür.

BAZEN İNSAN SEVDİĞİNİ KENDİSİNDEN SAKLAR

Ne tuhaf değil mi?

Bir insan, sevdiğini herkesten saklayabilir.

Ama asıl mesele sevdiğini kendisinden saklamasıdır.

“Geçti.” dersin.

Geçmemiştir.

“Unuttum.” dersin.

Unutmamışsındır.

“Artık umurumda değil.” dersin.

Gecenin bir yerinde onun adını duyduğunda kalbin başka türlü atar.

İşte insanın kendisine söylediği en büyük yalanlardan biri budur:

“Ben onu unuttum.”

Bazı insanlar unutulmaz.

Sadece hayatın başka bir yerine konur.

 

GÖNÜL KIRILINCA...

Aşkın en acı tarafı kavuşamamak değildir.

Kırılmaktır.

Çünkü sevdiğin insanın söylediği bir cümle, başkasının söylediği bin cümleden daha fazla acıtır.

Yabancının sözü geçer.

Sevdiğinin sözü kalır.

Bir bakışı...

Bir susuşu...

Bir “git” demesi...

Bir cevap vermemesi...

İnsanın içinde yıllarca yaşayabilir.

Çünkü gönül, mantık gibi çalışmaz.

Mantık:

“Bitti.” der.

Gönül:

“Belki...” der.

İnsan da yıllarca o “belki” nin peşinden gider.

AŞKTA GURUR

Gurur...

Aşkın en büyük düşmanı mıdır?

Yoksa insanın kendisini koruma biçimi mi?

Bazen insan:

“İlk ben aramayacağım.” der.

Sonra telefonunu eline alır.

Numaraya bakar.

Aramaz.

Bir saat sonra tekrar bakar.

Yine aramaz.

Çünkü aramak istemediğinden değil...

Reddedilmekten korktuğundan aramaz.

Ve iki insan birbirini özlerken...

İkisi de susar.

Sonra yıllar geçer.

Ve geriye tek bir soru kalır:

“Acaba arasaydım ne olurdu?”

Belki aşkın en büyük trajedisi budur.

Bazı hikâyeler kötü bittiği için değil...

Hiç yaşanamadığı için yarım kalır.

NEŞET ERTAŞ BUNU NEDEN BU KADAR İYİ BİLİYORDU?

Çünkü Neşet Ertaş insanı tanıyordu.

İnsanın yalnızlığını...

Yoksulluğunu...

Sevincini...

Acısını...

Ve özellikle de gönlünü biliyordu.

O yüzden türkülerinde aşk, süslü cümlelerle anlatılmaz.

Bir bakış vardır.

Bir ayrılık vardır.

Bir bekleyiş vardır.

Bir iç çekiş vardır.

Ve insan kendisini bulur.

Dinleyen herkes, aynı türkünün içinde başka bir hikâye yaşar.

Çünkü herkesin bir gönül dağı vardır.

SENİN GÖNÜL DAĞIN NEREDE?

Belki bir insanın adıdır.

Belki yıllar önce kalmış bir şehir.

Belki bir fotoğraf.

Belki hiç gönderemediğin bir mesaj.

Belki söyleyemediğin bir “Seni seviyorum.”

Belki de zamanında söyleyemediğin bir “Kal.”

Herkesin gönlünde bir yarım cümle vardır.

Ve bazı cümleler insanın ömrü boyunca tamamlanmaz.

AŞK BİTER Mİ?

Belki ilişki biter.

Belki insanlar ayrılır.

Belki yollar başka yönlere gider.

Ama insanın içinde bıraktığı iz kolay kolay silinmez.

Çünkü aşk sadece beraber geçirilen zaman değildir.

Aşk; hatırlamaktır.

Bir şarkıda onu bulmaktır.

Bir kokuda geçmişe dönmektir.

Bir sokaktan geçerken eski bir günü hatırlamaktır.

Ve bazen...

Hiç beklemediğin bir anda onun adını duyup birkaç saniyeliğine susmaktır.

GÖNÜL DAĞI'NI AŞMAK

Peki insan gönül dağını nasıl aşar?

Belki unutmakla değil.

Kabullenmekle.

Geçmişi değiştiremeyeceğini...

Her sevginin karşılık bulmayacağını...

Her sevdiğinle hayatı paylaşamayacağını...

Bazı insanların hayatımıza kalmak için değil, bize bir şey öğretmek için geldiğini kabul etmekle...

Çünkü aşkın da bir kaderi vardır.

Bazen kavuşursun.

Bazen ayrılırsın.

Bazen de aynı şehirde yaşarken birbirinden kilometrelerce uzakta olursun.

SON SÖZ

Neşet Ertaş'ın “Gönül Dağı”nı bir daha dinleyelim.

Ama bu kez başka türlü dinleyelim.

Bir türkü gibi değil...

Kendi hayatımız gibi.

Belki sevdiğimiz insanı düşünerek...

Belki yıllar önce kaybettiğimiz birini...

Belki hiç kavuşamadığımız bir aşkı...

Belki de sadece kendimizi...

Çünkü insanın gönlünde bazen öyle bir dağ vardır ki...

Kimse görmez.

Kimse bilmez.

Ama insan her sabah o dağı aşarak güne başlar.

Ve belki aşk dediğimiz şey de tam olarak budur:

Bir insanı hayatından çıkarırsın...

Ama gönlünden çıkaramazsın.

Yıllar geçer.

Hayat değişir.

İnsan değişir.

Şehirler değişir.

Fotoğraflar sararır.

Sesler unutulur.

Ama bir türkü çalar...

Ve sen bir anda yine aynı yerde bulursun kendini.

Gönül Dağı'nın eteğinde...


ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi

Şükrü Portakal

Şükrü Portakal YAZAR