Şükrü Portakal YAZAR
ERGENEKON
Şükrü Portakal
2026-07-14
Demir Dağların Ardındaki Sır:
Zülkarneyn, Mete Han ve Ergenekon’un Ortak Hafızası
İnsanlık
tarihi, coğrafyaları ve çağları aşan gizemli bağlarla örülüdür. Farklı zaman
dilimlerinde, farklı dillerde ve farklı kutsal metinlerde karşımıza çıkan bazı
anlatılar, öyle şaşırtıcı noktalarda kesişir ki insan sormadan edemez: Acaba
tüm bu hikayeler, insanlığın ortak
hafızasındaki tek bir büyük hakikatin farklı yankıları mıdır?
Bu
büyüleyici kesişimlerin en çarpıcı olanlarından biri; Kur’an-ı Kerim’in Kehf
Suresi’nde anlatılan Zülkarneyn kıssası ile Türk mitolojisinin ve tarihinin
kurucu sütunları olan Mete Han (Oğuz Kağan) ve Ergenekon Destanı arasında
kendisini gösterir.
Kehf
Suresi, bize yeryüzünde eşsiz bir iktidar ve "her şeye ulaşabileceği bir
yol, bir sebep" verilmiş adil bir hükümdardan bahseder. İsmi "iki boynuz sahibi" veya "iki çağın hükümdarı"
anlamına gelen Zülkarneyn, doğuya ve
batıya yaptığı seferlerden sonra iki dağ arasında, dillerini dahi anlamakta
güçlük çektiği mazlum bir toplulukla karşılaşır. Bu topluluk, Yecüc ve Mecüc
adı verilen saldırgan bir güruh tarafından zulme uğramaktadır. Zülkarneyn,
kendisine sunulan dünyalık haraç tekliflerini reddederek mazlumlara yardım
etmeyi seçer. Ancak bu yardımı sadece mucizevi bir güçle değil, o topluluğun
insan gücünü ve teknolojiyi birleştirerek yapar: Demir kütlelerini toplattırır,
iki dağın arasını doldurtur, devasa körüklerle ateşi harlatır ve demir kızıl
kor haline geldiğinde üzerine erimiş bakır dökerek aşılmaz, delinmez bir set
inşa eder.
Bu
anlatıyı zihnimizin bir köşesinde tutup yüzümüzü bozkırın rüzgarlarına, Türk
tarihinin başlangıç noktasına çevirdiğimizde karşımıza Büyük Hun
İmparatorluğu’nun kurucusu Mete Han
çıkar. Tarihçilerin ve mitologların birçoğu, destansı Oğuz Kağan ile tarihi
şahsiyet Mete Han’ın aynı kişi olduğu konusunda birleşir. Dahası, Zülkarneyn
kelimesinin anlamı olan "çift boynuz", eski Türk hakanlarının ve
özellikle Mete Han’ın güç, hâkimiyet ve çift yönlü (doğu-batı) egemenliği
simgeleyen çift hilalli veya boynuzlu miğferleriyle şaşırtıcı bir paralellik
gösterir. Mete Han da tıpkı Zülkarneyn gibi doğuya ve batıya seferler
düzenlemiş, dağınık boyları töre altında birleştirmiş ve gücünü sömürmek için
değil, adaleti tesis etmek için kullanmıştır.
Ancak
asıl büyük ve sarsıcı benzerlik, bu iki büyük destansı anlatının "demir ve ateşle imtihanı"
kısmında ortaya çıkar. Türklerin küllerinden yeniden doğuşunu anlatan Ergenekon
Destanı’nda, düşmanları tarafından yok edilen Türklerden geriye kalanlar,
etrafı aşılmaz sarp dağlarla çevrili gizli bir vadiye sığınırlar. Yüzyıllar
sonra bu vadiye sığamaz hale geldiklerinde ise yollarını kapatan dağın
"demir madeninden" olduğunu fark ederler. Tıpkı Kehf Suresi’ndeki o
kadim sahnede olduğu gibi; Türkler dağın etrafına odunlar yığar, yetmiş yere
büyük körükler kurar, ateşi harlayıp o devasa demir dağı eriterek kendilerine
yeni bir çıkış kapısı, yeni bir gelecek açarlar.
Bir
tarafta mazlumları korumak için iki dağ arasına demiri eriterek set çeken
Zülkarneyn; diğer tarafta kendi özgürlüğü ve dünya nizamı için demir dağı
eriterek o seti aşan, tarih sahnesine yeniden çıkan Türkler... İki anlatıda da
mekân aynıdır: iki dağın arası. Ham madde aynıdır: demir. Yöntem aynıdır:
devasa körükler ve ateşle eritme tekniği. Hedef aynıdır: adaleti ve insan
onurunu korumak.
Bu
benzerlikler basit bir tesadüfün ötesinde, insanlığın ve özellikle Avrasya
coğrafyasının ortak bilinçaltını yansıtır. Teknolojinin tarihinde sadece bir
savaş aracı değil; medeniyet kurucu bir güç, teknolojinin ve dönüşümün
sembolüdür. Demir ve ateş, her iki anlatıda da insanlığı karanlıktan aydınlığa,
esaretten özgürlüğe, kaostan düzene taşıyan ilahi birer araçtır.
Bugün
Kehf Suresi’nin satır aralarından süzülüp Ergenekon’un körüklenen ateşinde
eriyen o demir, bizlere çok önemli bir gerçeği fısıldıyor: Güç, ancak adalete hizmet ettiği ve mazluma kalkan olduğu sürece
meşrudur. Mete Han’ın töresinden Ergenekon’un demircilerine, oradan da
Zülkarneyn’in demir setine uzanan bu kutlu miras; insanlığın ortak vicdanının,
gücü iyilikle yoğurma mücadelesinin en asil kanıtıdır.
ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi
YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
YORUM YAP