Şükrü Portakal YAZAR
DEVLETİ KAYBETMEK, ÖNCE BİRBİRİMİZİ KAYBETMEKLE BAŞLAR
Şükrü Portakal
2026-08-10
Doğru söz, Güçlü Devlet, Büyük Türkiye
Kıymetli Dostlarım yine
bir kurum, yine bir infial bu yüzden ayetin aslını ve bu konudaki başka
ayetleri hatırlatmak istedik bu haftaki Cuma hutbesinin üzerine.
Kur’an-ı Kerim’de Enfâl
Suresi’nin 46. ayeti, yalnızca geçmişte yaşanmış bir hadisenin hükmü değildir.
Bu ayet, milletlerin nasıl ayakta kalacağını ve devletlerin nasıl çözülebileceğini
anlatan büyük bir ikazdır:
“Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin, birbirinizle
çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız ve devletiniz elden gider. Sabredin.
Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.”
Ayet budur ilgili kurum
ayeti şu şekilde hutbe konusu etmiştir.
“Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin, birbirinizle
çekişmeyin; Sabredin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.”
Hep birlikte soralım mı?
ya da Kur’an-ı Kerimden birkaç ayetle yazımızın sonunda cevabı vermiş olalım.
Bir ayetin içine bundan daha ağır bir devlet dersi
sığdırmak kolay değildir.
Dikkat edin…
Önce niza geliyor.
Sonra korku.
Ardından güç kaybı.
Ve nihayet devletin
elden gitmesi.
Demek ki devlet bir
gecede yıkılmıyor.
Devletin yıkılışı önce insanların birbirine olan
güveninin yıkılmasıyla başlıyor.
Aynı bayrağın altında
yaşayanlar birbirini düşman görmeye başladığında, aynı milletin evlatları
birbirinin ayağına basmayı siyaset zannettiğinde, makamlar emanetten çıkıp
şahsi iktidar alanına dönüştüğünde, devletin temellerinde çatlaklar oluşuyor.
İşte Türk devlet aklının
asırlar boyunca üzerinde durduğu mesele tam da budur.
Türk milleti devleti hiçbir zaman sıradan bir
idare mekanizması olarak görmedi.
Devlet; milletin namusu, vatanın düzeni, adaletin
teminatı ve gelecek nesillerin emanetiydi.
Bu yüzden Türk töresinde
devletin başındaki kişi de devletin sahibi değildir.
Bey değişir.
Han değişir.
Hükümdar değişir.
Devir değişir.
Ama devlet kalır.
Millet kalır.
Vatan kalır.
Töre kalır.
Bugün en fazla unutmamız
gereken gerçek budur.
Çünkü bizler çoğu zaman
şahısları devletin önüne koyuyoruz.
Bir siyasi lideri
devletle özdeşleştiriyoruz.
Bir partiyi milletin
tamamı zannediyoruz.
Bir makamı kişisel mülk
gibi görüyoruz.
Bir siyasi tartışmayı
vatan meselesine dönüştürüyoruz.
Sonra da neden toplum geriliyor diye şaşırıyoruz.
Oysa Enfâl 46 açıkça
uyarıyor:
“Birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya
kapılırsınız ve devletiniz elden gider.”
Bu sözün bugün yaşayan
her Türk evladına söyleyeceği vardır.
Çünkü niza sadece kavga etmek değildir.
Niza; ortak hedefi unutmak, aynı gemide olduğunu
unutmak, devletin ve milletin menfaatini kişisel hesapların gerisine atmaktır.
Niza; makam uğruna kardeşi kardeşe düşürmektir.
Niza; siyasi rekabeti düşmanlığa çevirmektir.
Niza; “Ben kazanayım da devlet ne olursa olsun”
anlayışıdır.
İşte asıl tehlike budur.
Devletin düşmanı her
zaman sınırın ötesinde değildir.
Bazen düşman, devletin
içeride zayıflamasını bekleyen bir fırsatçılıktır.
Bazen cehalettir.
Bazen adaletsizliktir.
Bazen liyakatsizliktir.
Bazen de milletin birbirine olan güvenini tüketen
bitmek bilmeyen kavgalardır.
Türk töresi bize şunu
söyler: Devlet güçlü olacak ama gücünü
adaletle kullanacak. Millet birlik olacak ama bu birlik kör bir kalabalık
olmayacak. Yönetici güçlü olacak ama kendisini törenin ve hukukun üzerinde
görmeyecek.
Çünkü töre, keyfilik
değildir.
Töre, “güçlü olan
haklıdır” demek değildir.
Töre, güçlü olanın da
hesap verebilmesidir.
Töre, emanete sahip
çıkmaktır.
Töre, adalettir.
Töre, devletin kişilere
değil kurallara dayanmasıdır.
Töre, milletin hakkını
korumaktır.
Ve Türk devlet aklı, işte bu yüzden yalnızca güç toplamayı değil, gücü
nizam içerisinde tutmayı da esas almıştır.
Bir devletin ordusu
güçlü olabilir.
Hazinesi dolu olabilir.
Silahı çok olabilir.
Sınırları sağlam
olabilir.
Ama milletin devlete güveni yoksa o devletin
gerçek gücü tartışmalıdır.
Çünkü devletin en büyük
savunma hattı sınır değil, milletin gönlüdür.
Millet devlete güvenirse
en zor gününde devletinin yanında durur.
Millet devletinden
umudunu keserse en güçlü görünen yapı bile içeriden yorulmaya başlar.
Bu nedenle devlet
adamlığı, sadece makamda oturmak değildir.
Devlet adamlığı, öfkeye
rağmen aklı korumaktır.
Devlet adamlığı, kişisel
hesabı devlet hesabının önüne koymamaktır.
Devlet adamlığı, bugün
alkışlanmak için yarını ateşe atmamak demektir.
Devlet adamlığı,
gerektiğinde kendi siyasi menfaatinden vazgeçip devletin ve milletin menfaatini
savunabilmektir.
Ve devlet adamlığı en
çok da sabırda belli olur.
Çünkü ayetin sonunda
“Sabredin” deniliyor.
Sabır burada susup
beklemek değildir.
Sabır; devlet aklıyla
hareket etmektir.
Sabır; doğru zamanda
doğru kararı vermektir.
Sabır; öfkeye teslim
olmamaktır.
Sabır; bir günlük siyasi
kazanç uğruna bin yıllık devlet anlayışını zedelememektir.
Bugün Türkiye'nin
ihtiyacı daha fazla kavga değildir.
Daha fazla ayrışma
değildir.
Daha fazla “sen-ben”
siyaseti değildir.
Türkiye'nin ihtiyacı
nizamdır.
Adalettir.
Liyakattir.
Devlet ciddiyetidir.
Milletin birbirine
yeniden güvenmesidir.
Ve en önemlisi, devletin
şahısların üzerinde olduğunun yeniden hatırlanmasıdır.
Çünkü Türk milleti çok büyük bedeller ödeyerek
devlet kurmayı öğrenmiş bir millettir.
Bu millet Malazgirt'ten
Söğüt'e, Söğüt'ten İstanbul'a, İstanbul'dan Millî Mücadele'ye kadar devletin ne
demek olduğunu yaşayarak öğrenmiştir.
Bu devlet, masa başında
kurulmadı.
Bu devlet, dedelerimizin
kanıyla kuruldu.
Bu vatan, siyasi
hesapların üzerinde tutuldu.
Bu bayrak, makamların
üzerinde tutuldu.
Bu millet, birbirine düştüğünde değil; bir
olduğunda tarih yazdı.
O hâlde bugün herkes
kendisine şu soruyu sormalıdır:
Ben devletin büyümesine mi hizmet ediyorum, yoksa
kendi tarafımın kazanmasına mı?
Ben milletin birliğini mi güçlendiriyorum, yoksa
kendi çevremi mi büyütüyorum?
Ben töreyi ve adaleti mi savunuyorum, yoksa işime
geldiğinde mi hatırlıyorum?
Çünkü devletin bekası,
yalnızca devlet büyüklerinin meselesi değildir.
Her vatandaşın
meselesidir.
Her ailenin meselesidir.
Her siyasetçinin
meselesidir.
Her gazetecinin
meselesidir.
Her bürokratın
meselesidir.
Ve her şeyden önce vicdan meselesidir.
Devlet bizim şahsi
malımız değildir.
Millet bizim siyasi
mülkümüz değildir.
Vatan bizim mirasımız
değil, emanetimizdir.
İşte bunun için Enfâl
46'nın uyarısını bugün yeniden okumak zorundayız.
Çünkü bu ayet bize
yalnızca savaş meydanında nasıl davranacağımızı söylemiyor.
Bize devletin nasıl
kaybedileceğini de söylüyor.
Birbirimizle niza
edersek korkuya düşeriz. Korkuya düşersek gücümüz azalır. Gücümüz azalırsa
devletimiz zayıflar.
Devlet zayıfladığında
ise herkes kaybeder.
Partiler değil.
Liderler değil.
Makam sahipleri değil.
Millet kaybeder.
İşte bu yüzden devlet aklı, günü kurtarmak değil
geleceği kurtarmaktır.
Türk töresi, kişiye değil devlete sadakattir.
Milliyetçilik, yalnızca bayrak sallamak değil; o
bayrağın altında yaşayan insanların hukukunu, onurunu ve geleceğini korumaktır.
Devletçilik, yalnızca güçlü devlet istemek değil;
o devletin adaletli, liyakatli ve itibarlı olmasını istemektir.
Ve iman, yalnızca diliyle söylenen bir söz değil;
hakikatin karşısında eğilmek, emanete ihanet etmemek ve Allah'ın koyduğu ölçüyü
hayatın merkezinde tutmaktır.
Burada son sözü de
Kur'an'a bırakmak gerekir.
Bakara Suresi 159-161.
ayetler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra hakikati gizleyenleri çok
ağır bir şekilde uyarır. Hicr Suresi 9. ayet ise Kur'an'ın Allah tarafından indirildiğini ve onun yine Allah tarafından
korunacağını bildirir.
Öyleyse bizim ölçümüz
bellidir.
Hakikat gizlenmez.
Emanet çiğnenmez.
Devlet şahsi ihtiraslara
teslim edilmez.
Millet niza ile
birbirine düşürülmez.
Töre adaletten
koparılmaz.
Ve devletin bekası,
şahsın bekasının üzerinde tutulur.
Çünkü tarih bize bir
gerçeği defalarca göstermiştir:
Devlet önce sarayını
değil, gönüllerini kaybeder.
Gönüller kaybedilirse
birlik kaybolur.
Birlik kaybolursa nizam
bozulur.
Nizam bozulursa devlet
zayıflar.
Ve devlet zayıflarsa,
Enfâl 46'nın o ağır ikazı karşımıza çıkar:
“Birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya
kapılırsınız ve devletiniz elden gider.”
Bizim meselemiz işte
budur.
Niza mı, nizam mı?
Şahıs mı, devlet mi?
Menfaat mı, millet mi?
Cevabımız bellidir:
Devlet. Millet. Vatan. Töre. Adalet.
Gerisi gelip geçicidir.
ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi
YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
YORUM YAP