Ömer KARA YAZAR
Odalarda Talim Var!
Ömer KARA
2026-06-04
"Makam savaşları, çocukların kavgasına
benzer. Hepsi de anlamsız ve saçmadır."
Sevgili dostlar,
Bazen bir konu vardır; bir kez yazarsınız, geçer
gidersiniz. Bazen de öyle konular vardır ki siz bıraksanız bile toplum bırakmaz.
Son haftalarda makamlar, koltuklar ve görev süreleri üzerine yazdıklarımız tam
da böyle oldu.
Telefonlar sustu mu? Hayır.
Mesajlar bitti mi? Hayır.
Aksine her geçen gün yeni bir isim, yeni bir
örnek ve yeni bir hikâye geldi önümüze.
Geçtiğimiz günlerde, yıllarca üst düzey
yöneticilik yapmış bir ağabeyim aradı. Sohbetin bir yerinde konu Mehir Vakfı
Başkanı Mustafa Özdemir’e geldi.
“Mustafa Bey'i takdir ediyorum” dedi.
“Neden?” diye sordum.
Resimlerde gülüşünü sevmesem de...
“Yıllardır emek verdiği bir vakıf var. Çalışıyor,
anlatıyor. Bununla gurur duyması kadar doğal bir şey olamaz.”
Bu noktaya kadar herkesin hemfikir olacağını
düşünüyorum.
Ancak ardından söylediği sözler üzerinde
düşünmeye değerdi.
“Çevresindeki bazı akademisyenleri anlamıyorum”
dedi. “Koskoca profesörler, bilim insanları, yıllarını eğitime vermiş insanlar
bir kişinin etrafında dönüp duruyor. Makam için bu kadar taviz verilmesi doğru
mu?” “Sizin Profesörlüğünüzü seveyim” diye ekledi.
Aslında mesele Mustafa Özdemir değil.
Mesele Selçuk Öztürk de değil.
Mesele herhangi bir oda başkanı, dernek
yöneticisi ya da vakıf başkanı da değil.
Mesele, bizim makamları nasıl gördüğümüz.
Makamı hizmet aracı mı görüyoruz?
Yoksa ömür boyu sahip olunması gereken bir mülk
gibi mi görüyoruz?
Asıl soru bu.
KTO Kulislerinde ve MÜSİAD Kulislerinde Dolaşan
Sözler
Son günlerde oda seçimleriyle ilgili birçok
kişiyle görüştüm.
KTO çevresinde ve MÜSİAD istişarelerinde konuşulanları
dinledim.
Bir meclis üyesinin söylediği bir cümle özellikle
dikkatimi çekti.
Konya Ticaret Odasında “Başkan arayan bir koltuk
yok ki” dedi.
“Koltuğu dolduran bir başkan zaten var.”
Bu sözün içinde aslında çok şey saklı.
Bugün kulislerde birçok isim konuşuluyor.
Kimi aday gösteriliyor.
Kimi aday ilan ediliyor.
Kimi ise haberi olmadan yarışın içine çekiliyor.
İsmi sürekli gündeme gelen genç bir iş insanıyla
sohbet ettim.
Güldü.
“Abi beni yıpratmak için ismimi ortaya atıyorlar”
dedi.
Haklı olabilir.
Çünkü bizde çoğu zaman başarı ödüllendirilmez.
Önce yıpratılır.
Sonra sorgulanır.
En sonunda da silinir.
Konya'nın Bitmeyen Hastalığı
Yıllardır aynı şeyi söylüyorum.
Konya'nın en büyük problemlerinden biri insan
yetiştirememek değil.
Yetişen insanları koruyamamak.
Bir isim biraz öne çıkınca hemen karşısına cephe
kuruluyor.
Birisi başarılı olunca eksikleri büyüteçle
aranıyor.
Birisi makam sahibi olunca devrilmesi için gün
sayılıyor.
Oysa şehir dediğiniz şey insanla büyür, tecrübeyle
gelişir, kurum hafızasıyla güçlenir.
Bugün geriye dönüp baktığımızda Selçuk Öztürkler,
Murat Çankırlılar, Aslan Korkmazlar, Mehmet Ali Çiftçiler, Hüseyin Üzülmezler,
Memiş Kütükçüler, Hüseyin Çevikler, Mustafa Büyükeğenler, Mehmet Ali
korkmazlar, Lütfi Can Başaranlar, Recep Konuklar ve daha niceleri kolay yetişmiyor.
Bu isimlerin hepsini sevmek zorunda değiliz.
Hepsinin yaptığı her işi doğru bulmak zorunda da
değiliz.
Ama yetişmiş insanları bozuk para gibi harcamaya
devam edersek yarın yerine koyacak insan bulamayız.
Bulamıyoruz da zaten, avare kasnak misali aynı isimlerin etrafında dönüp
duruyoruz.
Şehirler bina ile değil, insanla büyür.
Bunu unutuyoruz.
Eski Düzenin Sonu Görünüyor...
Bir dönem vardı, bazı STK'lar işaret ederdi,
herkes ona göre hareket ederdi.
Bazı çevreler karar verir, diğerleri sadece
sonucu izlerdi.
Ama dünya değişti, Toplum değişti, İnsanlar
değişti.
Bugün hiçbir yapı tek başına bir başkanı
seçtirecek güce sahip değildir.
Ne MÜSİAD...
Ne ASKON...
Ne TÜMSİAD...
Ne KONİAD...
Ne de başka bir kuruluş, STK...
Artık insanlar kimin hangi cemaatten, hangi
yapıdan, hangi çevreden olduğuna değil; ne yaptığına bakıyor.
Liyakate bakıyor, üretime bakıyor, projelerine
bakıyor.
Çünkü toplumun beklentisi değişti.
Eski kafayla yeni dönemi yönetmek mümkün değil.
Bir konu var ki onu özellikle ayırıyorum.
O da makamların aile mirası gibi görülmesi.
Yıllarca bir kurumun başında kalıp sonra görevi
oğluna, kardeşine, damadına ya da yakınına bırakmaya çalışmak demokratik
anlayışla bağdaşmaz.
Hiç kimsenin soyadı bir makam için yeterlilik
belgesi değildir.
Hiçbir koltuk aile tapusu değildir.
Görevler emanetse, emanet ehline verilmelidir.
Demokratik yapılarda hanedanlık olmaz.
Aslında bütün tartışmaların özünde tek bir mesele
yatıyor.
Koltuğa oturmak.
Fakat bana göre asıl meziyet koltuğa oturmakta
değil.
Zamanı geldiğinde kalkabilmekte.
İnsan hayatı boyunca birçok şeyi elde etmek
ister.
Daha fazla makam, daha fazla yetki, daha fazla
güç, daha fazla etki...
Ama hiçbir makam sonsuza kadar sürmez.
Hiçbir koltuk sahibine mezara kadar eşlik etmez.
Günün sonunda herkes gider.
Kalan ise yaptığı işlerdir.
Belki de bu yüzden mesele koltuğu ne kadar süre
işgal ettiğiniz değil, o koltukta otururken şehre ne bıraktığınızdır.
Çünkü insanlar makamları değil, eserleri
hatırlar.
ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi
YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
YORUM YAP